Anlamıyorum; bu toprağın ve ruhumuzun derinliklerine kök salmış bir musiki, yukarıdan bir emirle yasaklanıverince yok olur mu? Şimdilik evde, sokakta, kahvede eski musiki varlığını koruyor korumasına; fakat rivayete göre, Cumhuriyet'te bahsi geçen Musiki Komisyonu, radyolardan sonra umumi yerlerde alaturka icrasını ve plak çalınmasını da yasaklamak, piyasadaki plakları da toplatmak niyetindeymiş ve bunun çarelerini arıyormuş.
Raif Bey'le bunları konuşarak uzun uzun dertleştik. İzin isteyip ayağa kalkınca, "Haa," dedi, "senin için bir şeyler ayırmıştım. Aylardır çekmecemde bekliyor."
Çekmecesinden çıkarıp uzattığı paketleri aldım, kalınca olanını açmaya çalışırken dayanamadı:
"Adaşının divanı," diye devam etti, "hattatı kim, biliyor musun? Yesarizade. Tezhibi de bir harika. İnanmayacaksın, birkaç gün önce sefil bir eskiciden satın aldım. Sakın kaça aldığımı sorma, söylemek zoruma gidiyor."
Cildi, yazısı, tezhibi ve elbette muhtevasıyla mücevher güzelliğinde bir yazmaydı bu. Evde, dedemden kalma Bulak baskısı bir Divan-ı Şeyh Galib'ım vardı, fakat bu bir divan olmanın ötesinde, kitap kurtlarını çıldırtabilecek cinsten yekpare bir güzellikti. Sayfalarını içim titreyerek çevirmeye başladım. Raif Bey, heyecanımın farkındaydı:
"Al, götür," dedi, "bedelini istediğin zaman, istediğin şekilde ödersin!"
Amcası Hafız Aziz Efendi'nin Bayezid Meydanı'ndaki tütüncü dükkânında çıraklık yaparken tanıştığı kitaplarla haşir neşir olarak bu çarşının en bilgili sahhafı haline gelen Raif Bey, harf inkılâbından sonra basma kitap ticaretini bırakıp tamamen yazmalara yönelmişti. Artık ne kurtarabilirse!
Çünkü İstanbul kütüphanelerindeki bütün yazma kitapların Bayezid Meydanı'na yığılarak yakılmasını teklif eden ve eski binaların kitabelerini kazıyan vandal ruhlu "münevver"ler bile