Hatice

Hak kendi zâtında sıfatlar sahibidir. Sayıya sığmayan bütün güzel isimler O'nundur. Ya da keremi ile var edip sonra kuddûsiyetinin tecellisiyle temiz kılarak, ulu isimlerine mazhar kılan O'dur diyebilirsin. Zaten bunu ancak temizlenip o güzelliğe erişenler görür. İşte bu, ilâhî ibtilânın huzur verici remzidir. Zira O, kendi isimleri üzerinde, kendi zâtı ile sürekli onlara gâliptir. Onlar üzerinden şan göstermektedir. O "Külle yevmin hüve fî şe'n'dir. İsimlerinin güzelliği, isimlerinin nurundan güzelliğe erişenlerin gözlerine aydınlık olmuştur.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Mülk, melekût ve ceberût zindanlarından sonra kimin ruhu lâhuta eriştirilmişse, her varı yokluk mevtinden hayat bahşedip diriltenin, güzelce sûretlendirenin, isimlerinin nurlarından bahşederek kendini tesbih ettirenin, sonra öldüren ve yeniden diriltenin O olduğunu bilir. Bilir ki bütün kuvvet ve kudretin sahibi Hakk'ı, hiçbir şeyi yaratmaya mecbur edemez. O kendi zâtında Ganî'dir. O Evvel'dir, kendisi ile beraber bir eşi ve ortağı yoktur. Hiçbir muhtaçlıkla mâlûl değildir ki bir şeyi yapmaya ya da yapmamaya zorlanabilsin.
Rahmetinden saçılmış varlıklarına, onlar usanıncaya kadar mühlet veren de O, usananları asılları olan Hakk'a hidâyet edip toplayan da O. Varlık ve nimet bolluğunda şaşırmış kullarına, dönüş vaktine dek rahmetiyle mühlet vermiştir. Şaşkınlık istiabını doldurarak dönenlere, hususi rahmetinden hidâyet bağışlamış ve Hâdi ismini onlara rehber kılmıştır. Böylece kulları ancak ona ibadet için yaratılmış olmalarının ışığını kalplerinde görmüş ve rubûbiyetine teslim olmuşlardır. Artık ancak ona ibadet edip ancak ondan yardım dilemişler ve bedenlerinin geldiği yöne sırtlarını dönüp dalaletten yüz çevirmişlerdir. Hak da rahmetiyle dönüş gününü onlara sevinç kılmıştır. İlmini onlara yaymış ve huzur kapılarını açmıştır. Güzelliğini onlara arz etmiş ve yokluktan var ettiği âlemlerde övmeye de övülmeye de layık, Hamîd ve Mahmûd yalnız kendisi olduğunu, kullarının hamd ve senalarından işitmiştir. Şimdi âlemlerden temiz kullarının nefesleriyle yalnız bir nida, yalnız bir tesbih duyulmaktadır. "Alemlerin rabbi olan Allah, her türlü ayıp ve kusurdan münezzeh, Hamîd ve Mecîd'dir." Bu nidanın erlerinin ayakları altından, başlarının bağlı olduğu arşa dek yedi sema, Hakk'ın yedi isminin bağışı ile böyle inşa olunmuştur. Bu semalara başı bağlı olanlardan, bu isimlerle arzda birbirinden temiz hayatlar yayılmıştır. Sen de ayaklarının altında arzdan nasıl bir döşeğin yayılmış olduğuna ve başının hangi semaya bağlanmış bulunduğuna bir bak. Bak ki Hak, başını yedinci kat semaya bağlayarak nurunu sende tam aşikâr kılmış ve sana da nimetini tamamlamış mıdır? Ve sen de bu nur ile işleri müşâhede ettiğinde, her şeyi var ve tedbir eden Melik O'dur, dalalette kalanları gördüğünde Mudil O'dur, hidâyet yolunu tutanları gördüğünde Hâdî O'dur, kalpleri ve işleri vasıtasıyla bâtıldan Hakk'a doğru bin bir
Hakk'ın temiz kitabı Kur'ân'ın kalbi Fatiha'yı oku ki sende de fetihler meydana gelsin. Sonundan başına Hak onu kendi bağışlarının yedi cömertlik mertebesi ve kullarını yedi kelimesi nasıl kılmıştır. Söyle, kullarında Mudil (47) olup onları azaptan azaba salan, Hâdî olup doğru yol ile nimetlendiren, Rab olup bela ve mihnetlerle terbiyelendiren, Mabûd olup boyun eğdiren, Alim olup hikmetlerinde gezdiren, Rahmân olup sûretleri kalplere manalarıyla sığdıran, Hamîd olup hayrı âlemlere yayan Allah'tan başkası mıdır? Kullarını görmez misin, başları üzerinde bu ulu isimlerinden semalar yükselterek arzda bu semalardan rızıklanan hayatları Hak nasıl yaymıştır?
Hak Adem'i arz ve semalar arasına yerleştirdi, güzel isimlerine mahal kıldı. Arzın varlıklarını ve semanınkileri büyük nüsha olarak O'nda topladı. O güzel söz arzda ilk Adem'in dilinden duyuldu. Hak ilk O'nun nefesini temiz kıldı da büyük bir hayret ile o temiz söz ilk kez o temiz nefesle arzda nidalandı. Sonra Hak o temiz nefesten nice temiz nefesler ve o güzel sözden nice güzel sözler çıkardı. Böylece o temiz nefeslerle nice âlemler meydana getirdi. Her âlemin özünü temiz bir söz kıldı. O söze ehâdiyetinden varlık bahşetti de vâhidiyetinin tecelli mahalli olan arza nice temiz hayatlar bağışladı. Böylece rahmetini ezelden ebede arza yaydı. Bu rahmetin mahalli sensin, artık görmez misin? "El-hamdü lillahi Rabbil âlemîn" ne temiz ve ne güzel sözdür. Belli ki ancak temiz nefeslilerin dilinden dökülür. Zira temiz ve içilmeye layık berrak su, ancak her türlü kir ve pastan arınmış oluktan akar. Ama su oluktan kaynaklanmadığı gibi temiz söz de âdem nefsinden doğmaz. O, Hakk'ın ulu sıfatlarının belirdiği ehâdiyetindendir. Ne var ki Hakk'ın ehâdiyeti, ancak tezkiye olmuş nefisleri rahmetinin vesilesi kılmıştır. Kendini, kendi sıfatları ile vâhidiyet aynasında tertemiz, yani perdesiz görmeyi dileyince, rehberlik nuru olan Hak, Hadi (29) vasfıyla, berrak ve tertemiz bir su gibi ehâdiyetinden, her birini tek tek birer oluk kıldığı nefslere, vâhidiyetinin tecellisi ile yönelip çağlar. Kendine terk edilmiş, kendini ancak kendi ile var gören nefsi önce ayrılık ve yalnızlık kirinden temizler. Ancak bu temizlikten sonra o berrak ve tertemiz suya oluk olur. Zira hidâyet Hakk'ın ehâdiyetinden çağlayan tertemiz ve berrak su gibidir. Hakk'ın iştiyakının yöneldiği her nefsi, varlık ve benlik kirinden temizleyerek kendi akışına tertemiz oluk kılar. Sonra o oluktan, o tertemiz hidâyet suyu,
Sayfa 13