Hatice

Şimdi biz kevnin aslı olan ve tek bir isminin yalnız Hak olan o letafetten kesafete inişinden ibaret olan, sair ve sonradan tecelli eden isimlerle örtülü o varlığı değil, isim tecellilerinden onda tezahür eden vasıfları görmekteyiz. İsimleri ise ancak isim müşahede eder. Ne Hakk'ın o saklı ismi ne de zâtı müşâhede edilmektedir. Gözler O'nu idrak etmez, veläkin O bütün gözleri derkeder. Bu müşâhede bizden ancak varlığından mahfiyet ile mahcup olanlara verilmiş bir lütuftur ki kulun yokluğunda var olur. Kendine yeniden döndürüldüğünde kula nasip olan, kalbi huzur ve itminandan başkası değildir. O hâlde belirme ancak karşılıklı olarak isimlerden isimlere olmaktadır. Hakk'ın iştiyakı, yine Hakk'ın o kesif vücud kazanmış isminde onlara varlık vermiş ve onlara kan, can olmuştur. Halbuki O'nun iştiyakının kasdı ve nihai muradı sensin. Bir isminden sana kesif vücud vermede diğer isimleriyle vücudunu donatıp zátına ayna kılıncaya kadar ibtilalarla cilalamaktadır. Zatın için muradı zâtını senin zatın kılmaktır. Ya da zâtı için muradı senin zatını kendi zâtı kılmaktır. O ise Hak'ta her şeyini mahvetmektir, bilesin. "Her şey fânidir, ancak onun celal ve ikram sahibi yüzü bâkîdir."
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bütün isimler O'nundur. İsimlerin zatı olarak “Hak” onlara gâliptir ve hepsi üzerinden her an şandadır. Bu galebe, zâtı indinde isimlerini mağlup kılmakta, o yüzden her bir anda, zâtının şanına bende olan isimlerinden biri, o zâtî letafetten kesafete düşmektedir. İşte bütün bu âlemler onun bir isminin zâtına ait o letafetten bu kesafete geliş ve lütfu ile yine ona dönüş seyrinden ibarettir. Bizim için vücutlarımızın aslı olan o ismi müşâhede imkânsızdır. O bir saklı isimdir. Zira dönüş lütfu için Hak'tan bir yardım olarak inen isimleri ile örtülmüştür. İşitişimiz, görüşümüz de bu yardımdan, bilişimiz hissedişimiz de. Onun yardımları da kendine olan iştiyakındandır. İş ondan başladığı gibi yine O'na dönmüştür.
Zulmetin ise üç görünümü vardır. Allah'a, resulüne ve nefislerine zulmedenler, yani eza ve cefa edenler vardır. Kim kendinde zat olmaya en layık olan Hak yerine başka bir ilâhî ismi zât edinmiş ise o Hakk'a zulmetmiştir. Zira Hakk'ı tüm isimlere zat olma hakkından almış ve onu, kul olmaya layık başka bir isme kul etmiştir. Böyle yapanın söz, fiil ve davranışları, Hak yerine geçirdiği o isimle sevk ve idare olunduğundan başkalarına karşı haksızlık işlemekten kendini alamaz. Bu yüzden başkalarına da zulmeder. Ve nihayet, Hak yerine kendinde başka bir isimin zat olmasından gönlü sürekli arayışta ve cismi zahmette kalır. İşte bu da kişinin kendine zulmü olarak gerçekleşir. Halbuki kendinde ancak Hakkı tüm ilâhî isimlere ve onların nurları olan değerlere zat edinirse, Hakk'ın Resulü'nün temsil ettiği diğer kullarını ve kendini zulümden kurtarmış, onlara eza ve cefa etmekten vazgeçmiş ve kalp huzurunu bulmuş olur. O hâlde dönüp kendine bak. Kendinde Hak'tan başka bir ismi ve ona ait sıfatı, Hak dâhil diğer isim ve vasıflara gâlip yapmışsan sen de zulüm içindesin. Hem Hakk'a hem âlemlere hem de kendine zulmedicisin. Zira sayıya sığmayan isimler sahibi olan Hakk'ın, lütfundan ihsan ettiği varlık olan sen, bir isim hapsine düşmüş oldun. Senin kendine bundan daha büyük zulmün olabilir mi? Şayet böyle isen senden başkalarına da ancak zulüm kapıları açılır. Zira esasen sen Hakk'a zulmetmişsin. İşte bu zulüm kalksın diye Hak nebiler göndermiştir. Ta ki kullarına ihsanını tamamlasın. Nebiler kendilerine ihsan olunan şey ile yetinselerdi halktan eza görmezlerdi. Halbuki onlar halka değil Hakk'a tenezzül etmişlerdir. Bu da Hakk'ın tecelli iştiyakının onlarda kemaliyle gerçekleşmiş olmasından dolayıdır.
Bu oluş bozuluş, bu devr-i âlem, Hakk'ın zâtının kendi isimleri üzerinden tecelli göstermeye iştiyakı yüzündendir. Kendine iştiyakı ile var etmekte, var olan O'nun lütfundan varlığının kemalini istemekte, isteyene iştiyakı ile karşılık vermekte, nice lütuflar ve ihsanlar indirmektedir. İştiyakıyla var kıldıklarından dilediğini rahmet ve keremi ile kemale erdirip kendine döndürmekte, kendine dönenler üzerinden zâtının şanını gerçekleştirmektedir. O'ndan var olan, varlık şaşkınlığı ile O'nu aramakta, O'na döndürülen hayretle cemalini temaşa etmektedir. Başlar döndüren bu oluş bozuluş böylece O'ndan olduğu gibi yine O'nadır…
Hakk'ın kendine mahsus zâtî âleminde sayıya sığmayan isimleri vardır. “Hak” bu isimlerin hepsinin zâtıdır. Hak onlara rahmetinden ve ancak Haklığının verdiği sûrette varlık vermiştir. İnsan ise onun isimlerinin bir cemiyetidir. Bu cemiyette isimlerinden biri baş olmuştur ve cemiyetin zâtı yerine geçmiştir. O hâlde her insanın kalbine yerleşmiş, onu tedbir eden gâlip bir isim vardır. O gâlip isim, onda şahsiyet olarak belirir. Hâlbuki onun şahsiyetini kalıcı olarak kurmaya, bir başka ifade ile sair isimlerini layık oldukları sûrette ve tam olgunlukla sevk ve idare ederek zuhuruna fırsatı tam vermeye kâfı yegâne isim Hak'tan ibarettir. Zira insana isimlerinden ikramlarda bulunan Allah, ruhundan nefhederek ona kendini var hissetme ve var tanıma kimliğini ehâdiyetinden bağışlamıştır. Öyle ki her yaratılan ancak bu bağışla kendi varlığının farkına varır ve benlik lütfuna erer. İşte bu bağış Hak iledir. Zira Allah kendi zâtında sayıya sığmayan isimlerini, yine isimlerinden biri olan Hak ile sevk ve idare ettiğini haber vermiştir. Bu haberi yaratışı cihetinden de tasdik etmiştir. "Allah semavatı, arzı ve ikisi arasındakileri hak ile yaratmıştır. " "O, kitabı sana Hak olarak indirmiştir." ve benzeri ayetlerini nebisinin dilinden duyurmuştur. Sen de ister âfakından isterse enfüsünden olsun, her şeyin hakkını nasıl aradığına dikkat et. Sana isabet eden her iş anında, "Bu bana hak mıdır?" veya "Ben bunu hak edecek ne yaptım?" diyerek işlerin sendeki hakikatlerini arayışına, bilerek veya bilmeyerek nasıl aşina kılındığına bir bak. O hâlde; "Semavat ve arz arasında insan, kendinden beliren ilâhî isimlerin kendini iknaya kâfi olgunlukla izhar etme hakkını ve kendine kalıcı ve kâfı şahsiyet edinmeye en layık vasfı aramaktadır." diyebilirsin. Ömür bu arayışın mahallidir. İnsan âkil