Zulmetin ise üç görünümü vardır. Allah'a, resulüne ve nefislerine zulmedenler, yani eza ve cefa edenler vardır.
Kim kendinde zat olmaya en layık olan Hak yerine başka bir ilâhî ismi zât edinmiş ise o Hakk'a zulmetmiştir. Zira Hakk'ı tüm isimlere zat olma hakkından almış ve onu, kul olmaya layık başka bir isme kul etmiştir. Böyle yapanın söz, fiil ve davranışları, Hak yerine geçirdiği o isimle sevk ve idare olunduğundan başkalarına karşı haksızlık işlemekten kendini alamaz. Bu yüzden başkalarına da zulmeder. Ve nihayet, Hak yerine kendinde başka bir isimin zat olmasından gönlü sürekli arayışta ve cismi zahmette kalır. İşte bu da kişinin kendine zulmü olarak gerçekleşir. Halbuki kendinde ancak Hakkı tüm ilâhî isimlere ve onların nurları olan değerlere zat edinirse, Hakk'ın Resulü'nün temsil ettiği diğer kullarını ve kendini zulümden kurtarmış, onlara eza ve cefa etmekten vazgeçmiş ve kalp huzurunu bulmuş olur. O hâlde dönüp kendine bak. Kendinde Hak'tan başka bir ismi ve ona ait sıfatı, Hak dâhil diğer isim ve vasıflara gâlip yapmışsan sen de zulüm içindesin. Hem Hakk'a hem âlemlere hem de kendine zulmedicisin. Zira sayıya sığmayan isimler sahibi olan Hakk'ın, lütfundan ihsan ettiği varlık olan sen, bir isim hapsine düşmüş oldun. Senin kendine bundan daha büyük zulmün olabilir mi? Şayet böyle isen senden başkalarına da ancak zulüm kapıları açılır. Zira esasen sen Hakk'a zulmetmişsin. İşte bu zulüm kalksın diye Hak nebiler göndermiştir. Ta ki kullarına ihsanını tamamlasın. Nebiler kendilerine ihsan olunan şey ile yetinselerdi halktan eza görmezlerdi. Halbuki onlar halka değil Hakk'a tenezzül etmişlerdir. Bu da Hakk'ın tecelli iştiyakının onlarda kemaliyle gerçekleşmiş olmasından dolayıdır.