Tarih bize gösteriyor ki, İslâmiyet, ruhbânî ve rûhânî düşünce tarzına tamamen karşı olmasına rağmen, müslüman milletler arasında, hayata hiç bir faydası olmayan birtakım ilimlerin ortaya çıkması ile İslâm dünyasındaki gerileme başlamıştır.
Bir Kant'ın yahut bir Spencer'in ahlâk görüşüne inanan, sosyal hayatta Fransız, siyasette İngiliz usûlünü kabul eden bir müslüman, ne kadar bilgili olursa olsun, ne yaptığını bilmeyen bir kimseden başka bir şey değildir.
Batılı toplumlar rahat ve selâmetlerini kanunlarda aradıkları halde, İslâm cemaatleri aynı şeyi inanç ve hislerinde, ahlâki ve fikrî terbiyelerinde bulurlar.
Tarih ile sâbittir ki, en ileri milletler, istek ve düşünceleri, liderleri tarafından en güzel anlaşılan ve yerine getirilen milletlerdir.
Bunun aksine olarak, milletler, liderlerinin keyif ve heveslerine hizmet ve itaat etmeye razı oldukları takdirde çöküş hâline düşerler veya bulundukları çöküş hâlinden yakalarını kurtaramazlar. Çünkü keyif ve heveslerine terkolunan liderler, gitgide bozularak, sonunda müstebit, kararsız, zâlim ve câhil kimseler hâline gelirler.