Dilvan
Selam yıldızlarım! Bugün size konusuyla beni merak ettiren “Dilvan” kitabıyla geldim. Avin ve Maran’ın hikayesi, o kadar farklı o kadar hayatın içinden ki, bunu her sayfasından anlamak mümkün oluyor.
Kitap ilk sayfalardan sizi kendine çekecek ve merak ettirecek. İkilimizi nelerin bekleyeceğinin ve yaşayabileceklerinin teorilerini hemen üretmeye başlayacaksınız. Fakat, bizim çift biraz kalıpların dışına çıkıp sizi sinir edebilir, aman dikkat… Maran’ın en başından beri sustuğu gerçek, ileride başımıza çok fena patlayacağı kesindi. Lakin Avin’in bu derece bir tepki verdiğini ilk sayfalara söyleseniz ‘ya bir git Allah aşkına’ derdi muhtemelen. Çünkü ilk sayfalardaki ikili, son sayfalardakiyle asla aynı değildi. Bunu son sayfadaki sözlerden anlamak çok kolay.
Avin’in tepkilerini normal bulsam da bir kafa yapısını değiştirmek için bu kadar kendini yıpratmak bana normal gelmiyor. Bir raddeden sonra abarttığını düşündüğüm hareketleri bile oldu. Bunun asıl nedeni de sürekli aynı teranede geziyor olması. Bir an tamam derken diğer anda bağırıp çağırıyor. Elbette ailenin ve törenin direttikleri normal şeyler asla değil, bunu hiçkimse hiçbir zaman normalleştirmemeli de zaten. Lakin anlamayana dil dökmek, duvarın dile gelmesini beklemekten pek de farklı olmuyor. Ben ara ara pes eden ara sıra da cesaret gösteren bir kız çocuğunu değil; sözleri söyledikten sonra susup altını doldurmaya çalışan bir kadın okumak istiyorum. Umuyorum ki ikinci kitapta bunu görebilirim. Çünkü Avin’de bu kumaş var.
Maran’a feci derecede öfkeliyim. Onu hiç böyle hayal etmemiştim ama o hayal ettiğimden de beter birisi şu an gözümde. Her sayfada umut ettim, söyleyecek dedim ama o, arada mekik dokumaktan bıkmadı. Sonlara doğru kendisinin biraz da olsa karmaşasını görmek içime bir nebze su serpti