Bir başka dünya var orada; gürültüden uzak, yalnızlığın serin sığınağında. Sokakların sustuğu o kuytularda, yıldızların altında geceyi dinlerken; Sadece kendi adımlarını duyduğun, gölgene yaslandığın sessiz bir krallık. Herkes dururken, kendi yolunda dimdik yürüyenlerin bildiği o gizli yer
Akıp Giden Zamanın Kıyısında
Zaman akıp giden bir nehir, anılar ise kıyısında dimdik duran o heybetli kayalar gibi... Bazen hayatın ritmini anlamak için sadece suyun sesine kulak vermek ve doğanın bilgeliğine sığınmak gerekir. Sayfaların arasında kaybolmak kadar derin, suyun akışı kadar duru bir an. Su akar, taş kalır; kalpten geçen güzel kelimeler ise her zaman bir iz bırakır
1000Kitap
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İnsanın pusulası vicdanıdır.
Antikçağ filozofu Aristoteles diyor ki; Kanunlar, ahlakı ölçen bir terazi değildir; tam aksine, kanunlara o ruhu ve anlamı üfleyen şey ahlaktır. Asil bir insan, tepesinde hiçbir göz, arkasında hiçbir bekçi olmasa bile yolunda dimdik yürür. Çünkü onun pusulası kendi vicdanıdır. Ruhunu eğriltmeye alışmış birini ise binlerce kural koysanız da düzeltemezsiniz. O, adaleti sağlamak için yazılan her kanunu, sadece kaçıp sıyrılacağı yeni bir deliğe, yeni bir hileye dönüştürür. Demek ki mesele sokakları kurallarla donatmak değil; kalbe o asil düzgünlüğü yerleştirebilmektir.
İnsan ve Hayat
Pervane olan kendini gizler mi alevden?
Hikaye şöyle, Şem görkemli, dimdik duran karşı konulmaz bir sevgiliyi temsil eder. Kendinden asla ödün vermez… İçindeki can fitili ateşini her daim taze tutar… Aşk için yanar. Aşk için söner en sonunda. Aşkı o kadar kuvvetlidir ki, bu yücelikle etrafa ışık saçar. Karanlığın içinde asilce ışığını yayar. Derken bir gün, bir pervane aradığı ışığın izini bulur. Aşkla uçar Şem’e doğru… Kanatlarının rüzgarı Şem’in aşk ışığını titretir… Pervane önce hayranlıkla uzaktan uzaktan döner Şem’in etrafında… Henüz kanatları alevin tadına erişmemiştir. Etrafında aşkla çırpar kanatlarını… Döner durur öylece bir süre… Sonra, yetmemeye başlar bu mesafenin hissettirdikleri… Biraz daha yaklaşmaya niyetlenir. Dönmekten asla vazgeçmez… Gitgide alevin sıcaklığını daha çok hissetmeye başlar… Sıcaklığı hissettikçe biraz daha yakınlaşma arzusuna karşı koyamaz. Daha yakın, daha yakın, daha da yakın olmak ister. Artık her dönüşte biraz daha yaklaşır Şem’in aşkına, alevine… Aleve yaklaştıkça can fitiline de yaklaşacağını da umarak çırpar kanatlarını… Şem’e ışık veren, aşk veren ince uzun ipe erişmek, aşkının ibadetidir. Tam da aşkla aleve yaklaşmışken, kanadının ucu alevden nasibini alır aniden… Yanar…! Pervane can acısıyla uzaklaşır Şem’den… Aşkın acı verebileceğini yeni öğrenmiştir… Şaşırır… Uzakta bir yere konar ve Şem’i izler… Acısı birazcık dinmeye başladığında, yeniden aşka uçma tutkusu kaplar ruhunu… Engel olamaz kendine… Bu sefer en yakından başlar Şem’in etrafında dönmeye… Öncekinden farklı olarak yeni yerler keşfeder Şem’de… Eriyen mumun çıkarttığı minik topakcıklar gözyaşları misali çevrelemiştir Şem’in vücudunu… Pervane Şem’in gözyaşlarına konup, onlara tutunmayı öğrenir. Böylece Şem’e hem daha yakın nefes alır, hem de daha çok vakit geçirirler birlikte… Pervane yaralıdır, Şem ise
Özgür Yüce’den
“Kadir İnanır, halkın yiğit abisi, aramızdan ayrıldı.” Çok üzgünüm… O, sadece bir oyuncu değil; “özgür ruhlu”, dimdik duruşuyla, gözlerindeki ateşle ezilenin yanında, zalime karşı duran gerçek bir “adam”dı. Yiğitliği lafta değil, hem rolünde hem hayatında belli olurdu. Boyun eğmedi, bükülmedi; mazluma el uzattı, özgürlükçü ruhunu her daim ortaya koydu. Ne kadar sert rüzgar esse de eğilmedi. Adamlığı, dürüstlüğü ve cesaretiyle milyonların gönlünde taht kurdu. Kadir İnanır karakteriyle de yaşayacak. Yiğitliği, mertliği, özgür yüreğiyle hep akıllarda kalacak. Mekânı cennet olsun. Özgür Yüce
Kendi Kalemimden
Hz. Muhammed Aleyhisselâm’ın Çiçeği: Hz. Fâtıma Radiyallahü Anha
Hazret-i Fâtıma Radiyallahü Anha annemiz; İslam tarihinin en müstesna, en zarif, en asil ve en örnek şahsiyetlerinden biridir. O, Hazret-i Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem'in en küçük kızı, Ehl-i Beyt'in mukaddes öncüsü ve soyunu kıyamete kadar devam ettiren mübarek bir neslin anasıdır. Ahlakı, sabrı, derin ibadet hayatı, mütevazı aile yaşantısı, ilmi kişiliği ve zühdüyle tüm İslam alemine rehber olmuştur. Manevi mertebesini simgeleyen iki büyük lakabı vardır: Yüzündeki benzersiz nur ve parlaklık sebebiyle "Zehra" (bembeyaz, nur yüzlü, parlak çiçek); dünya zevklerinden tamamen el-etek çekip kendini ibadete ve Allah'a adadığı için de "Betül" unvanlarıyla anılmıştır. Ehl-i Sünnet kaynaklarının ve sahih rivayetlerin ışığında, onun aziz, bereketli ve mucizelerle dolu hayatını şu şekilde hülasa edebiliriz: 1. Çocukluğu, Gençlik Yılları ve "Ümmü Ebîhâ" Mertebesi Hazret-i Fâtıma Radiyallahü Anha, Peygamber Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem'e nübüvvet (peygamberlik) vazifesinin verilmesinden kısa bir süre önce, Mekke-i Mükerreme'de dünyaya gözlerini açtı. Annesi, mü'minlerin annesi, sadakat ve fedakârlık timsali Hazret-i Hatice Radiyallahü Anha'dır. Çocukluk yılları, İslam’ın Mekke sokaklarında yayılmaya başladığı ve müşriklerin Müslümanlara en ağır, en acımasız baskıları uyguladığı çileli bir döneme denk geldi. Henüz küçük bir kız çocuğuyken, Kabe'de huşu içinde namaz kılan babasının üzerine müşrikler tarafından haince deve işkembesi atıldığında, feryat ederek ve ağlayarak koşan o olmuştur. O ağır pislikleri babasının sırtından kendi küçük elleriyle temizlemiş, ardından zalim müşriklere karşı dimdik durmuştur. Annesi Hazret-i Hatice Radiyallahü Anha'nın vefatıyla evde büyük bir boşluk doğduğunda, derin hüznüne rağmen adeta küçük yaşta babasının dert ortağı,
Din İslam