Nasıl ki bir olay yazılınca zaman kaybolur da canlanmak için okuyanın bakışını beklerse, fotoğrafa bakanlar da o fotoğrafın zamanına karışır. Zaman hem şimdi olur hem de geçmiş.
İnsan bir yere kapanır kalırsa hep geleceği düşünür, yükseklere çıktıkça da geçmişi. Yükseklerden bakılan şehir, gelecek ümidi vermez; hep geçmişi, bir zamanlar orada yaşananları anımsatır. Oysa mağaralara kapananların dışarı çıkma, göğe bakma umudu vardır; duvarlar hep geleceği söyler.
Bir kadın neden “evet” dediğinin farkındadır ama çoğunlukla neden “hayır” dediğini düşünmez. Çevredeki insanlar, kadının bilinçaltı duvarıdır; cinsellikten utanmayı bir marifet gibi yüzünde taşımayı öğrenmiştir kadın.