"Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem.
Ruhumu Rahman'a teslim eyledim, gayr istemem.
İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim.
Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim.
Hiç-ender-hiçim, fakat bu mevcudatı birden isterim."
Bu dünyada Efendimiz’e (sas) doymadan gitmişler, onunla cennette beraber olmanın yolunun dünyada onun sancağının boynu bükük kalmaması için ter dökmek, mücadele etmek olduğunu anlamışlardı. Bunun için de durmamışlar, yorulmamışlar, “Dil bilmiyoruz, yol bilmiyoruz, biz bu işin adamı değiliz” dememişlerdi. Ellerine almışlar bir kılıç, sırtlarında yamalı cübbeler, dillerinde Kur’ân’dan âyetler, düşüncelerinde sünnet-i seniyye; Müslümanca düşünme ve Müslümanca yaşamanın adıdır ve yüreklerinde büyük bir aşk, heyecan Anadolu’nun dört bir tarafını dolaşmışlardı.