Korkuyorum kendimden.
Mantıklı düşünen, olgun yanımdan korkuyorum. Eğer dinlersem onu hayatımdaki insanlar bir bir silinip gidecek, biliyorum.. Peki ya bu, aynı zamanda yalnızlık korkusu mu, yoksa karşıdaki insanı kaybetmekte korkusu mu? Tehlikeli bir ikilem... Mantıklı yanım bana bütün yanlışları söylüyor, fakat o yanlışların doğru olmadıkları ne malum? Her yanlış da bir doğru değil m sonuçta? İşte buna inanıyor diğer yanım. Sadece bir umuda tutunarak mutlu kalıyor. Ufacık bir umut beni mantıklı yanımdan koruyan... Sadece ufacık bir soru işareti yüzümdeki bu aptal gülümsemenin sırrı. Fakat biliyorum ki büyüdükçe mantıklı tarafın konuşma sesleri artacak, ne kadar kapatsam da kulaklarımı... Belki de artık ondan korkmamaya başlayacağım, hayatımdan insanları çıkartmaktan, seçimler yapmaktan korkmayacağım. Ama bildiğim bir şey daha var, eğer içimdeki o küçücük umudu, o soru işaretini kaybedersem benliğimi kaybederim...
Belki mutlu olmak zorunda değiliz, belki gülmek zorunda değiliz. Ama öbüt türlü hayat çok bunaltıcı olmaz mıydı? Bir çocuğun size gülümsemesi gününüzü güzelleştirmese nasıl devam ederdi her şey?
Yine de biliyorum, eğer korkmaya devam etmezsem kendimden, gülümsemeye devam edemem. Kendimden çok korkuyorum, yapabileceklerimden, söyleyebileceklerimden... Ama.. Susmaktan da korkmaya başlıyorum.. Galiba, büyüyorum.
Yanmak hafifletir her şeyi. Kırılmak keskinleştirir, parçalanmak çoğaltır.Değişim, zamanın bir sonucudur. Durmaksa ölmektir. Fakat ölümden delicesine korkarken; bu durmalar, bu beklemeler de ne oluyor? Hayat denen bu oyunu yanlış anladım sanırım. Yirmi yılımı acısızlığın bana huzur vereceğini sanarak harcadım. Tırmanışsız zirvelerin varlığına inanmak, ne saçmalık!!