"Yeni bir şeyi tekrar ekmek ve büyütmek için en iyi tohumdur dip, bu anlamda dibe vurmak son derece acı verici olsa da aynı zamanda tohum ekmenin zeminidir."
Alıntı
Sana hoşça kal dedim. Gözlerimi, gülümsememi senden alamasam da. Belki hayatında olmayışıma alışmışsındır. Bana acı vermeyi seven seni istemiyorum, demiştin. Varlığınla da yokluğunla da bana acı vermeyi seviyorsun sen, demiştin. Bu suçluluk duygusuyla baş etmeye çalışırken seni incitme korkusu siyah ince bir tül gibi sevgimin üzerine çöküyor, örtüyor. Öyle ya varlığım da yokluğum da acı veriyor sana. Hiç olmasaydım, hiç doğmasaydım. Yolum bu caddelerden geçmeseydi. Çok uzak diyarlarda varlığımdan hiç haberin olmadığı ülkelerde yaşasaydım. Senin için yapabilseydim yapardım bunları. Göz göze dip dibe mesafeler kadar yakın ve bir o kadar uzak karmaşık bir denklemde eriyorum. Korkum bir tül gibi. Büründüm. Kara bir tül. Öte yandan kırgınım, kızgınım sana. Bana yüklediklerinden yorgunum.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ne kadar güzel seven adamlar var Kızlar kalbiniz huzurlu değilse durmayın, duygusal bağımlılık en dip kuyumuzdu.
Uzun zamandır bu kadar şevkle ev temizlemiyordum işten döndüm dinlenmeden temizliğe başladım. Sanırım annem haklıymış, annemin tabiriyle dip bucak temizlik yaparsam hiçbir şeyim kalmazmış kalmıyormuş 😅
“Bana uzun uzun sarıl bi sarıl olur mu kocaman ve uzun” dedi. Olur dedim ama sstım yüzümü. Noldu neden astın yüzünü diye sordu.. “Sarılamama ihtimalini düşündüm bi an.” dedim. “Sarılırız”dedi. Birine inanmak tam olarak tek bir kelimeden ibaret işte. O bana sarılamama ihtimalimize rağmen “sarılırız” dedi diye içimi doldurdum umutlarla.. Uzun uzun sarıl kocaman dedi ama ben bi kaç saniyeye bile razıydım. Ha şimdi ha birazdan diye diye gün bitti. Gözlerinin içine baktım uzun uzun anlar mı diye ama anlamasına gerek yoktu ki bilirim en az benim kadar beklediğini o anı,bıraksam oracıkta sarılırdı bilirim ama işte Eylül hanım insan dip dibeyken de böyle hasret kalmayala imtihan edilirmiş bu hayatta. Burun buruna da yüreğine düşermiş kor ateşte şifası yanındayken bir damla suyuna muhtaç kalırmış insan böyle sevince. Açsam kollarımı, Sarsam dört bir yanını, Doldursam gönlümce seni içime, Akıtsam neyim var neyim yok arınsam kokunda, Şifa bulsam nefesinde, Huzura ersem göğüs kafesinde dedim her gözlerine uzun uzun baktığımda. Oracıkta herkesin içinde Allah biliyor ya nasıl seviyorum ben bu adamı diyip içimdeki özlemle kocaman sarılmak istedim her gözüne baktığımda. Sarılamadık bugün.. Son ama kadar bekledim. Kapının dışına çıkıp giderken camına baktım dönüp dönüp gel sarılamadık küçücük sarılayım öyle git der gibi bakar mı umuduyla ardıma baka baka bıraktım onu orda. Kime neye kızıyorsam bi hırsla bastım geldim sonra. Saatlerdir düşünüyorum. Kimi suçlamam gerektiğini bulamıyorum. Söylesene Eylül; Sarılırız dedi de sarılamadık diye ona mı kızayım, Hadi bi fırsat buldum gel sarılalım diyemedim o fırsatı bulamadım diye kendime mi kızayım, Yazılan kadere mi isyan edeyim, Burnumun ucundayken,kokusu içime dolarken dokunmayı haram kılan ama sevgisini de yüreğime dolduran Rabbime mi
​Eskiler bir lokma ekmeğin, bir tatlı sözün bereketine inanırdı. Çünkü zenginlik, sahip olunan şeylerin çokluğu değil, kalbin hırslardan azat olmasıydı. Modern insan ise tükettikçe çoğalacağını sandı; oysa tükettikçe içindeki boşluk büyüdü. Ne kadar çok şeye sahip olursa olsun, hep "daha fazlasına" acıkan, doymak bilmeyen bir ruh hali, yoksulluğun en dip noktasıdır. ​"Süleyman, bir iç yoksulluğuna düşmüştü. Gönlü bomboştu. Dünyayı dolduran onca nesne, onca ses, onca renk gelip bu boşluğu örtemiyordu." ​ Süleyman’in anlattığı o boşluk, bugün hepimizin penceresinden içeri sızan modern bir salgın. Dışarıdaki gökdelenler, lüks siteler, bitmek bilmeyen projeler ve hırslar... Hepsi birer maske. ​İnsan, içindeki o kadim adaleti (kıstı), samimiyeti ve öz bütünlüğü (salahı) yeniden kuşanmadıkça; ne kadar zengin bir hayat yaşarsa yaşasın, o içindeki yoksulluktan asla kurtulamayacak. Çünkü asıl mesele, dışarıda neye sahip olduğumuz değil, içeride neyi barındırdığımızdır
1000Kitap