Tek başına ağlayan kadınlar. Dünyanın kırık kalbi. Dünyanın dip boyası gelmiş saçları. Dünyanın rutubetli duvarları. Sadece nakaratını hatırladığımız o eski şarkılar.
Aşktın sen, çimene düşmüş ışık,
ağrıda gizli sözümdün.
Bu yüzden parçalanarak yaşlanıyorum ben
bu yüzsüz çağda, sen içimde duruyorsun büsbütün.
Ah Felice, söksene beni çölden
Gün uzun rüzgâr dip fena öğlen.
Uykusuz gözlerimde ağrıdı çöl bunca zaman
Taş çatladı, devrildi günün yeli de
Çıkmadım senin yokluğundan.
Çıkacak bir düzlüğü yok ki hayatın
Bulmadım anne serinliğinde bir iklim
Varsa yolumda biri, gelsin yırtsın gömleğim.
Bir mucizeye uyandırmadı beni çağ
Ve hatıra değil artık hatıra.
Ah Felice,
ben senin yokluğuna mıhlandım,
haricinde dönüyor
dönüyorsa dünya.
Aslanlar, kaplanlar, ayılar ve onları görünce kaçışan sayısız küçük vahşi yaratık. Bu sevimli adada her tür hayvan ve özellikle bütün insan yiyiciler dip dibe yaşar. Bu gece dilleri dışarı sarkmış, hepsi çok aç . Bu kafile geçtikten sonra en sonuncusu görünüyor: Dev bir timsah.
Ne var ki çok geçmeden ortalığa yayılan felaketi gizlemek artık imkansız hale gelmişti, suçu insanların dip dibe yaşamasına ve eğlence hayatına yüklemeyi artık daha fazla sürdüremezlerdi, çünkü hastalık günahkarlarla faziletkarlar arasında ayrım yapmıyordu.