Sana sımsıkı sarılmışlığım var benim…
Kokunu ciğerlerime kadar çekmişliğim,
teninin sıcaklığında huzuru bulmuşluğum var.
Geceye sana sarılarak gözlerimi kapatıp,
sabah uyandığımda seni hemen yanımda bulmuşluğum…
Ceketlerimizin aynı askılıkta yan yana durduğu var hatırımda.
Ayakkabılarımızın peş peşe dizildiği,
saçlarının yüzüme ve ellerime karıştığı sabah var..
Kokunun her köşeye sinmişliği,
benim kokumun da seninkine karıştığı zaman var.
Aynı kahvaltı sofrasında oturduk biz.
Aynı akşam yemeği masasında birbirimizin gözlerine baktık.
Aynı insanlara selam verip aynı odanın havasını soluduk.
Aynı aynanın karşısında güne hazırlandık,
Şimdi söyle bana, ben seni nasıl özlemeyeyim?
Eee sabahları kokun dolar burnuma,
Gözün değer gözüme,
Elin yüzündeki resimlerine muhakkak bakarım gün içinde,
Gülersin böyle içten içten gözüme gözüme,
Sarar her gün her yanımı sevgin,
Ömrümmmm der baharı bırakırsın göğsümün içine,
Söylesene ben seni nasıl özlemeyeyim?
Papatyam…
Çiçekler kadar saf, onlar kadar zarif, onlar kadar güzel kokan sevgilim…
Özlemek bir insanın yokluğunu hissetmek değil,
onunla yaşanmış her anın tekrar tekrar zihninde canlanmasıymış.
Ben seni her gün biraz daha fazla özler oldum.
Bir kahvaltı masasını, bir askılığı, bir yastığı, bir kokuyu özler gibi değil de,
hayatımın en güzel gününü özler gibi özlüyorum.