10/10
·368 syf.··
2026 71. kitabı
·
48 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 15:17
" Orta çağ tıbbı sadece üstün ve saf varlıkla (yani insanla) ilgilenir; İnsan tek başına rahip olabilir ve tek başına sunakta Tanrı olabilir. Hayvanlarla ilgilenir; her şey onlarla başlar. Çocukları düşünüyor muyuz? Nadiren. Peki ya kadını? Asla." Romantik tarihçi #julesmichelet in 1862'de yazdığı eser #cadı . Yazar 19.yy'ı , tarihin en karanlık dönemlerinden birini ele alır. Bu dönemdeki cadı olarak suçlananları, ayinleri, iksirleri, ... anlatan önemli bir eser. Bu kitap bir kurgu değildir, yazar gerçek belgelere dayanarak yazdığını belirtmiş ve " yayınladığım kitaplar içinde tartışmaya En çok kapalı olan eserim hiç şüphesiz budur." demiştir. Ortaçağda kilise ve rahiplerin baskısı... Korku ile yaşayan köylüler... Bitkilerden ilaç yapıp insanları iyileştirdiği için dışlanan kadınlar... Erkek egemen sisteme direnenler... Bir insana parmak uzatıp işaret etmek, iftara edip toplum içinde karalamak ne kadar kolay... Onlara ispat et denileceğine suçlanan masum hemen karalanıp toplum dışına itiliyor. Zayıf korunacağına güçlünün sırtı sıvazlanıyor. Kadın bitkilerden ilaç yapıyor büyücü oluyor. Bir adama istediklerinin yaptıramıyorlar karısı cadı olarak damgalanıyor.... Bu kitabı okurken düşünceler arasında daldım gitti. Bir #korkufilmi nde duyduğum bir replik geldi aklıma. Engizisyonun başındaki rahip şeytan tarafından ele geçiriliyor ve cadı avı, kadınların yakılması onun emirleri ile sağlanıyor. Bir kişi şeytanın etkisinde diyelim, peki ya diğerleri... Kraldan çok kralcı olanlar Tarihteki karanlık bir devre gerçek belgeler ile ışık tutuyor kitap. Cadı ,kahin , büyü değil insanın kontrol edemediklerine karşı korkusunu anlatıyor da diyebiliriz. Dipçe: Japon anime serisi Kanashimi no Belladonna bu eserden esinlenerek yapıldığını okudum internette.
CadıJules Michelet · Mirhan Kitap · 20248 okunma
Puan vermedi·408 syf.·
2026 7. kitabı
DİPÇE : Kore edebiyatı denince çoğu okurun aklına kuşkusuz "Han Kang" geliyor. Ancak bu kez grup okumamızda daha genç bir kalem olan "Juhea Kim" ile tanıştık ve Kore kültürüne biraz daha farklı, daha geniş ve daha yalın bir açıdan baktığımızı fark ettik. Han Kang’ın içe dönük, bedensel ve psikolojik derinliği öne çıkaran anlatısına karşılık Juhea Kim, tarihi büyük bir akış içinde ele alarak karakterlerin kaderini daha geniş bir toplumsal zemine yerleştirmiş. "Küçük Bir Ülkenin Kaplanları" Japon işgali altındaki Kore’de 1917’den 1960’lara uzanan bir zaman diliminde farklı sınıflardan ve hayatlardan gelen insanların savaş, yoksulluk ve baskı içinde hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Küçük yaşta kurtizan olarak satılan Jade, hayatta kalmak için sanat ve sahne dünyasında bir yol bulmaya çalışır. Jung-ho ise ülkesinin özgürlüğü için direnişe katılır. İkisinin yolları zaman içinde tekrar tekrar kesişir. Roman, bu karakterler üzerinden aşkı, kaderi, kaybı ve özgürlük arzusunu işler. Kaplan imgesi de hem Kore’nin direncini hem de bastırılamayan yaşam gücünü simgeler. Juhea Kim; verdiği bir röportajda, ilk romanının ortaya çıkış sürecini oldukça kişisel ve yoğun bir deneyim olarak anlatıyor. Ona göre bu eser yalnızca tarihsel bir kurgu değil, aynı zamanda insanlık, sevgi ve kader üzerine kurulmuş bir “manifesto” niteliği taşıyor. Roman fikrinin, New York’ta karlı bir günde Fort Tryon Park’ta koşarken zihninde aniden belirdiğini söylüyor. Karlar içinde kaybolmuş bir avcı ve bir kaplan imgesi o kadar güçlü bir şekilde zihnine yerleşiyor ki, eve döndüğünde kitabın giriş bölümünü tek bir oturuşta yazıyor. Bu başlangıç, romanın bütününe yayılan sezgisel ve görsel anlatımın da temelini oluşturuyor. Yazarın merkezde gördüğü en önemli kavramlardan biri Kore kültürüne ait
Küçük Ülkenin KaplanlarıJuhea Kim · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202569 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·312 syf.··
2020 340. kitabı
Hesiodos,Theogonia’sı Homeros’un İlyada’sı ile birlikte, en eski yazılı kaynaklar arasında gösterilir. Thegonia, Tanrı’ların yaratılış destanını anlatır; Tanrı’ların soyağacını çizmemize yardımcı olup, bir yere oturtmamızı sağlıyor. Hesiodos, evrenin başlangıcını şu cümle ile özetliyor: “Khaos, her şeyden önce var olandı...” Khaos, sonsuz boşluk demektir. Boşluktan, Gaia (Toprak Ana), Eros (Aşk), Karanlıklar (Nyks-Erebos) oluşur. Gaia, Uranos’u (Gök) ve Pontos’u (Deniz) doğurur kendi kendinden. Gaia ve Uranos soyundan 12 Titan soyu doğar ve kehanete göre, Uranos-Kronos-Zeus babadan oğula, oğulun babayı tahtan indireceğine dair kehanetler yüzünden, Babaların, sürekli doğan çocukları yutması, anne karnından çıkmasına izin vermeden annenin şişmesine varan sebep-sonuç ilişkileri anlatılıyor. Titanomakhia (Titanlar Savaşı) ile mitolojinin Olympos’una Tanrı’ların hakim olması ve asıl olaylara giriş yapılıyor. ‘Başlangıçta Khaos vardı’ açıklaması, felsefe ve bilim için, kaç milyon yıl önce söylenmiş çok önemli bir giriş cümlesi önemine sahip. Evrenin yaratılışında da, bilimsel açıklamıştı da “başlangıçta toz bulutu vardı...” minvalindedir. Hesiodos’un Khaos’u, gökyüzünün uçsuz bucaksız oluşuna bir gönderme olabilir, emin olmamakla beraber, en mantıklı açıklaması bu. Mitolojinin efsaneler silsilesi denilip kenara atılması, bilime katkısının görülmemesi ve tıpkı Mantıkçı Pozitivistler (Viyana Okulu) gibi, Felsefe’nin bilimlere ulaşmasında hizmetçilik ettiğini düşünmesi gibi, çağımızın bu tür yanlış ve bağnaz tefekkürlerini de çürütüyor. İşler ve Günler’de de, Hesiodos, “çiftçilerden” janrı edebiyata sokan ilk şair olduğundan söz ediliyor ve Homeros’un yazıtlarına oranla (Homeros, Tanrılar ve soyluları konu edinir), her sınıftan insan resmetmesi mühimdir. ‘Hesiodos’la Anadolu
Theogonia - İşler ve GünlerHesiodos · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20161,955 okunma
selam sana ey yüzbaşı nemesçek komutanım!
10/10
·226 syf.··
2026 79. kitabı
…her insanın çocukluğu ‘geçmiş’ adı altında geleceğine götürdüğü bohçalar içine çıkınlanmış hazinedir mamafih geçirmiş olduğum harika bir çocukluk dönemimde okuduğum kitaplar, tıpkı sokaklarda oynadığım tadı benzersiz oyunlar gibi, o bohça ile geleceğime yani bugünüme taşıdığım emsalsiz hazinelerdendir. emsalsiz okuma keyfi neviinden nitelediğim o kitaplardan benim için en müstesna olanı ise, ‘pal sokağı çocukları’ kitabıdır. öyle ki hala her dibe yeksan buhranlarımda bir kaçış alanı olarak ‘pal sokağı çocukları’ nın sayfaları arasında buluveririm kendimi. kitabın giriş sayfasındaki laterna hala zihnimde çınlar, macun çiğnerken odun deposundaki nöbetçiler yerinde mi, değil mi, kontrol etme gereksinimi adrenalin pompalar tüm vücuduma ve onbaşı neöesçek kırmızı gömleklilerden kaçsın diye dua ederim… bunların her birini içimden geçirirken sayfalar arasındaki yolculuğumda ben hala ilkokul dördüncü sınıfımdayım ve ilkokul öğretmenim canım Gülseren Türker annem, gözünde gözlük, elinde cetvel o sert ama ana canlısı tatlığıyla çarpım tablosundan, yarın yapacağı sözlü yoklamanın kaygısındayım. Allahım ne müthiş kaygı! çünkü ben hala dördüncü sınıfta ve onbaşı nemesçek’in kankasıyım… bir kitap bir insanın ne kadar dostu olabilirse ‘pal sokağı çocukları’ benim için o kadar dostum ve sığınağım hatta sırdaşımdır… keşke kitap, nemesçek yüzbaşı rütbesine yükselmeden bitmiş olsaydı ve buda ve peştedeki o odun deposunda yine kırmızı gömleklikleri yenseydik… dipçe-1 : mart ayının değil, benim için yüzyılın kitap önerisidir mamafih nemesçek’i tanımamış çocuk, çocukluğunun hep bir yanı eksik kalmıştır. benden söylemesi! dipçe-2 : okumayan büyüklerin çocukluğunu ödüllendirmesi tavsiyemdir ve çocuklara mutlaka okutulmalıdır hatta genç ve yetişkin hatta hatta… neyse kısa kestim
1000Kitap
Pal Sokağı ÇocuklarıFerenc Molnar · Cem Yayınevi · 197736,3bin okunma
Puan vermedi·344 syf.·
2026 4. kitabı
DİPÇE : 2019’da Pulitzer Prize for Fiction finalisti olarak edebiyat dünyasının vitrinine yerleşen bu roman; II. Dünya Savaşı’nın hemen ertesinde, cam ve çelikten örülmüş bir “modern şato”nun gölgesinde başlıyor. Patchett, bizi bu görkemli yapının içine davet ederken aslında bir yuvanın nasıl bir hapishaneye dönüşebileceğini, mülkiyetin ise insan ruhunda nasıl bir takıntıya evrilebileceğini anlatmak niyetinde. Hikâyenin merkezinde, anneleri tarafından terk edilmiş ve üvey anne figürü Andrea ile o devasa evin odalarında kaybolmuş Danny ile Maeve bulunuyor. Bu iki kardeşin birbirlerine duydukları sarsılmaz bağlılık, romanın en güçlü damarı kuşkusuz. Ancak hikâye ilerledikçe, o camdan evin pırıltısı yerini tuhaf bir durağanlığa bırakıyor. Karakterler büyüyor, evden sürülüyor, kendi hayatlarını kuruyorlar; fakat zihinsel olarak hâlâ o kapının önünde park edilmiş arabada oturur gibi geçmişin enkazını deşmekten vazgeçemiyorlar. Bir bakıma Patchett, okura modern bir Külkedisi masalının tersyüz edilmiş hâlini okutuyor. Ne var ki konunun vaat ettiği kırılgan trajedi ile Patchett’ın tercih ettiği anlatım dili arasında belirgin bir mesafe hissediliyor. Benim gibi üsluba önem veren bir okur için bu durum tam anlamıyla tatmin edici olmayabilir. Romanın kurgusu, dramatik ve hatta gotik bir aile destanına dönüşmeye son derece müsait; bu yüzden insan ister istemez o duygusal yükü taşıyacak, kelimeleriyle okuru sarsacak daha yoğun bir anlatım bekliyor. Buna rağmen, romanın onlarca yılı sanki tek bir öğleden sonra yaşanmış gibi akıcı bir biçimde anlatabilmesi teknik açıdan dikkate değer bir başarı olarak görülmeli Okuma grubu kitabımızdı
Hollanda EviAnn Patchett · The Kitap · 2024238 okunma
8/10
·208 syf.··
2026 1. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 08 Ocak 2026 13:44
Selam dostlar. Georgi Gospodinov birkaç yıl önce Zaman Sığınağı kitabı ile dikkatimi çekmişti ama kalemi ile tanışmak şimdiye, Bahçıvan ve Ölüm kitabı ile kısmet oldu. Kitap başlar başlamaz zaten konusunun ne üzerine olduğunu bildiğinizden spoiler vermiş olmayacağım. Babasının vefatından sonra kaleme aldığı bu metin biyografi/otobiyografi niteliğinde ve bence edebi niteliği de ağır basan bir metin. Bir yazarın üslubunu en iyi anlatan tür kurmaca bana göre. Elimizdeki kitap kurmaca olmamasına rağmen üslubunu çok sevdim. Dili çok zengin, açık ve anlaşılır/akıcı. Duygularını ifade edişi, psikolojik betimlemeleri şahane. Dramatize etmekten uzak ama duygusal yoğunluk içinde bir dengede. Gospodinov babasını kaybettikten sonra zaman zaman geçmişe de giderek babasının hastalık sürecini ve an be an kayıp sürecini anlatıyor. Kitabı okurken de okuduktan sonra da hikayelerde kısacık bahsettiğim şeyi burada yinelemek istiyorum: Babasını henüz kaybetmiş ya da kaybını henüz kabullenmemiş olanlarınızı sarsabilir bir metin bu. Yukarıda da yazdığım gibi durumu kesinlikle dramatize etmiyor. Ancak baba figürünün gün gün eriyip sağlığını kaybederek elden ayaktan düşmesi ve ölüm anını her saniyesi ile yaşamak ; henüz şükürler olsun ki babası hayatta olan beni dahi yıprattı. Gözyaşları içinde okudum o kısımları. Babasının yaşama tutunma gücü ve sonrasındaki kabullenişi ile yazarın kendisi de babasının oğlu olmanın karakter benzerliği ile okura güçlü baba-oğul ilişkisi de sunmuş oluyorlar. Kadrajımda olan Zaman Sığınağı’nın önüne Bahçıvan ve Ölüm’ü almamın sebebi son zamanlarda çok fazla görmüş olmam ve yazarın Türkiye ziyareti oldu. Kitap birçok kişinin yılın en iyi kitapları arasında yer aldı. Haliyle ben de büyük beklentiye girdim. Sanırım bu kadar övgüyle beklenti içerisinde olmasaydım
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,7bin okunma