Psikoloji ————-FELSEFE————- Tövbe etmezsen mümkün değil iyileşemezsin Sıratı mustakimin önemi Sana o hal ve davranış gelmediği sürece böyle davranmamalısın Sana o halin zuhur etmesi lazım -S Kulum bana şu şu günahlarla gelme “Rabbim önce kişiyi hazırlıyor.Hani bir saraya layık bir halıysan saraya giderkende çamurlu kirli olmamak lazım.İlkönce bir temizleneceksin. Bunu yaşayacaksın yaşadıklarına binaen cenabı Allah merhametlerin en merhametlisi benim için sabrediyor benden istiyo ve hala daha istiyo bunu verdim gene istiyo gene sabrediyo en iyisini en iyi şekilde donanmış halde veriyor.” -Synergykendiyas/Burak Ben gerçeğin peşindeyim, kimin söylediği önemli değil. Ben adaletin peşindeyim, kim için veya kime karşı olduğu önemli değil. MalcomX Bak çokça hata yapacaksın Çokca hatanın içindende hepsinden Allahütealayı razı edecek şekilde ayrılman gerekiyor
OKB ve böcek fobili bu karışık sorunlarım yüzünden "Masumlar Apartmanı" dizisindeki Safiye gibi oldum. Sürekli sinirliyim. Evdekileri de kontrol ediyorum. Tamamen aynı değil. Temizlik takıntım aşırı değil ama böcek fobim takıntımı arttırıyor ve bu yüzden aşırıya kaçabildiğim zamanlar oluyor. Tüm evi her gün silmiyor ve her gün detay lavabo ve toz almak gibi şeylere girmiyorum. Benimki daha çok mutfak tezgahını, oturduğumuz yeri, masayı, sehpayı, yeri kırıntısız görmek. Pek mikropla ilgili değil. Elimi günde 5-6, bazen 8 kez yıkıyorum. İnsanın mikroba ihtiyacı olur ama pislik elimde en azından gördüğüm olmasın. Tam Safiye gibi değil dediğim gibi. Apartmanı çöp apartmana çevirdiğim yok. Aksine çöp görmeyi evde sevmiyorum. Kapının önünde çöpün kapağını kapatmayacak seviyeye geldiyse aşağı inip atıyorum. Kapıcıyı beklemem. Apartman aşırı pis ve kimse de el atmazsa 5 katlı bile olsa süpürürüm çünkü böcek sever bunu. Ayrıca görüntü olarakta katlanamıyorum pis apartmana. Evden çıkamıyorum evi kontrol etmekten. Dışarılarda çöp görüyorum. İnsanlara çöpünü çöpe atmadıkları için ayar olup arkasından beddua ediyorum. Belediye işini yapmayıp otları bile biçmediği, çöpleri de toplamadığı için çıldırıyorum. Şehri terk etmek istiyorum. Gidemiyorum. Dışarı çıksam bir de orada tonlarca böcek var. Mesela piknik sevmiyorum sırf bu yüzden. Ama AVM severim. Oralarda pek böcek görmüyorum. Sınıf severim. Oralarda de bu tip şeyler az oluyor. Ama böceklerin taladığı yerleri sevmiyorum. Kertenkele seviyorum. Onları öldürmem. Korkuyorum ama onlar evdeki böcekleri yiyecek. Bir işlevi var. Sayısı bir taneyse sorun yok yatağıma yakın değilse. Ama korkarım. Onu da istemem. Attırırım sonra. Minik örümcekler hem korkunç hem sevimli. Sayısı azsa sorun yok. Ağını bozmam bir süre. Ama nihayetinde yerde
1000Kitap
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Yavaşla kitabı sözlükçem
​ ​Azade: Bağımsız, serbest, kurtulmuş. ​Beis: Engel, sakınca, zarar. ​Bezirgan: Tüccar, alışverişle uğraşan kimse. ​Bayağılaştırma: Bir şeyi niteliksiz, sıradan veya değersiz hale getirme. ​Cendere: Sıkıştırma aracı; mecazen sıkıntılı, bunaltıcı durum. ​Cürüm: Suç, günah. ​Diğerkam: Başkalarını düşünen, özgecil, bencil olmayan. ​Dumur: Körelme, gelişememe, duraksama. ​Etnosentrizm: Kendi etnik grubunu veya kültürünü merkeze alıp diğerlerini ona göre değerlendirme (etnik merkezcilik). ​Hamasi / Hamaset: Yiğitlik, kahramanlık; coşkunluk ve heyecan (bazen aşırıya kaçan anlatım için kullanılır). ​Hasretmek: Ayırmak, özgü kılmak, birine veya bir şeye adamak. ​İğdiş: Bir şeyin özünü, niteliğini bozma veya etkisizleştirme. ​İkbal: İşlerin yolunda gitmesi, başarı, parlak dönem, yükselme. ​İkmal: Tamamlama, bütünleme, eksikleri giderme. ​İltica: Sığınma. ​İmge: Zihinde tasarlanan biçim, görüntü, hayal. ​İmtina: Kaçınma, çekinme, yapmamayı tercih etme. ​İstihdam: Çalıştırma, işe alma. ​İstihna: Bir şeye ihtiyaç duymama, gönlü tokluk, tenezzül etmeme. ​İstinat: Dayanma, güvenme, bir temele bağlama. ​İhtimam: Özen, dikkat, titizlik gösterme. ​Kisve: Kılık, kıyafet, dış görünüş. ​Körpe: Taze, yeni gelişmekte olan. ​Lümpen: Toplumun genel kültürel ve ekonomik düzeyine uyum sağlayamamış, yersiz yurtsuz veya sınıfsal kimliğini yitirmiş (genellikle aşağılayıcı anlamda). ​Maderşahi: Anaerkil (kadının egemen olduğu aile veya toplum yapısı). ​Malul: Sakat, bir hastalığı olan veya değeri düşürülmüş (hukukta). ​Maraz: Hastalık, illet; mecazen kötü huylu alışkanlık. ​Mefhum: Kavram. ​Meram: İstek, maksat, anlatılmak istenen.
İzleyen ve İzlenen
Varlık,tarafından izler dünyayı, İzler hem kendini hem de olayı. Varlık üzerinde olan taraflar, İzler,izlenir ve tat alırlar. Böyledir yaşam:İzlenir,izler, Kendinden bakarak,kendini izler. Hem içten,hem dıştan yeri bilinir, Hiç gizlenemez ne yapsa bilinir. İnsanlar söyledi eskiden bize, Dediler:"Bir soru soralım size." Kim bir iş yapabilir gizlice? Anlaşılmadan,izlenmeden,habersizce? Hep cevaplar bulduk kendimizce. Hepimiz söyledik:"Bu iştir bence." Biz hep düşündük olayları, Ama anlamadık biz hiç onları. Biz hep dıştaydık,onlarsa içte, Onlar yaşamdaydı,biz ise hep işte. Farkımız buradaydı onlarla bizim, Hep dışa odaklıydı kafamız bizim. Vurgular yaptılar,biz de görelim, Yaşamı anlayıb biz de bilelim. Biz ise topluma kanarak öyle, Onlar ne sözlerse yapardık öyle.
Duygu,Düşünce
Sessizce izlenir duygu,düşünce, Her biri görünür içe inince. Zihin bir araçtır,sunar geçmişi, Düşünce zihinde izler her işi. Geçmişten kalanlar duygu eseri, Tatları iletmiş her bir değeri. İnsan da düşünür,görür zihni, Zihnin içinde kalmış tadın kendini. İnsan baktığında içte olana, Yol alır usulca hakikat,şuura. Ne isim aranır ne de ki suret, Özünde kaybolur kurulmuş hasret. Bir damla misali ummanda erir, Sessizlik içinde kendini bilir. Söz bittiği yerde var olur bu hâl, Orada kaybolur korku ve hayal. Sözler açılırsa bir isim gibi, İşaret,vurguya döner her biri. Tanımlar çözülüp öze bürünür, Bakan,bakılan da içte görünür. Yalnız bunu görür sözleri çözen. İzlerken olanı anlayıb,bilen. İçinde açılır zamansız kapı, Gerçeğe dönecek vardığı yapı.
Gerçekte Kimiz? Gördüğümüz mü, Olduğumuz mu?
İnsanlar çoğu zaman kendilerini görünür kılmanın en hızlı yolunu seçiyor. Bir fotoğraf, bir filtre, birkaç saniyelik bir dikkat… Bunlar kolay. Birkaç dokunuşla değişen bir yüz, birkaç saniyede gelen beğeni sayısı. Ama insanın kendisi bu kadar hızlı değişmiyor. Bugün sosyal medya, insanın kendini ifade ettiği bir alan olmaktan çok, kendini onaylatma alanına dönüşmüş durumda. Profil fotoğrafları sürekli değişiyor, filtreler yüzü değil algıyı düzenliyor. Görünen şey gerçeklikten çok “beğenilme ihtimali”ne göre şekilleniyor. Çünkü hızlı geri bildirim almak, insanı kısa süreli olarak tatmin ediyor. Ama burada gözden kaçan bir şey var: İnsan, sadece görünmek için değil, anlamak ve anlam üretmek için de var. Dış görünüşe yapılan özen çoğu zaman iç dünyanın ihmalini örtüyor. Yüz bakımı artarken düşünce bakımı azalabiliyor. Görüntü netleşirken fikirler bulanık kalabiliyor. Asıl mesele şurada başlıyor: İnsan kendini nasıl sunduğu ile kim olduğu arasındaki farkı kapatmak yerine, bu farkı büyütmeye başladığında. Çünkü dışarıdan gelen onay, içeride bir boşluk varsa asla yeterli olmuyor. Daha fazla beğeni, daha fazla filtre, daha fazla görünürlük… Ama içerideki eksiklik aynı kalıyor. Oysa insanı güçlü yapan şey, sürekli görünür olması değil, görünmediği anlarda da tutarlı kalabilmesi. Sosyal medyada değilken de düşünebilmesi, üretmesi, gelişebilmesi. Bir yüzün kaç kez değiştiği değil, bir zihnin ne kadar derinleştiği asıl belirleyici şey. Belki de sorulması gereken soru şu: “Nasıl görünüyorum?” değil, “Nasıl düşünüyorum?” Çünkü sonunda ekran kapanır. Beğeniler susar. Filtreler düşer. Ve geriye sadece şu kalır: Kendinle baş başa kaldığında, gerçekte kim olduğun.
Duygu ve Düşünce