Yazıyor ve söylüyorsunuz, yazıyor ve söylüyorsunuz. Her şey geçip gidiyor. Gözümüzün önünden büyük bir hayat akıyor ve sizin tutup bana sorduğunuz soruya bakın. Bu önemli değil ki...
Hep içimde dönüp duran meseleyi anlatıyordu kitap. Ömer'in bu peyda ettiği "içimizdeki şeytan" fikrini evvelinde düşünmüştüm. Benimki nefis mücadelesi ile başlamıştı. Bütün kötülüklerimi nefsime yüklüyor, kendimi aklıyordum. Ömer'in fikri uydurulmuş gibi irdelenebilse de nefis herkesin dilinde olduğu için bu fikrin doğruluğuna inanmıştım. Sonrasında insanın fıtratında kötülüğün ve iyiliğin beraber bulunduğuna kanaat getirdim. Ne bayağılığım varsa bu bendendi. Nefsimden falan değil. Bu mevzu Ermiş kitabında Suç ve Ceza Üzerine pasajında irdelenmişti. "Yanlış bir şey yapandan, sanki sizden biri değil de yabancı, hatta dünyanıza gelen davetsiz bir misafirmiş gibi söz ettiğinizi işitirim sık sık." Bu cümlenin altına şöyle not geçmiştim. "'Nefsime yenildim.' yanlış, içimde kötülük olduğu için yaptım." İki kitapla da fikirlerimi pekiştirdim. Ömer bütün kötülüğünü, bir şeytanın kurbanı olduğunu düşünerek gizliyordu. Macide'yi de beraberinde sefil bir duruma sürükledi. Ben o içimdeki şeytanla savaşacak gücü zaman zaman buluyordum lakin Ömer buna muktedir değildi. Yine ilelebet mücadele etsen de kendinle yapılan savaşın bir kazananı yahut kaybedeni olmaz. Böylece bir mücadeleye değil anlaşmaya varmam gerektiğini anladım. İrademin ve bedenimin sözleşmesini imzalarsam ancak doğru bir yolda olabilirim. Tıpkı Egonun, Id ve süperego arasındaki dengeyi koruması gibi.
Kitap sürükleyiciydi, şöyle bir vakitte, şöyle şöyle konuları irdeledi gibi şeyler zırvalamayacağım. Muhtemelen defalarca dile getirilmiş şeylerdir. Mükemmel tespitler, analizler yapacak bilgim de yok. O yüzden elimdekiyle yetiniyorum. Muhtemelen birkaç sene sonra gülüp küçümseyeceğim ilk incelememi sonlandırıyor ve kibrimle birkaç öğüt vermek istiyorum. İçimizdeki şeytan, aynadaki yüzden başkası değil. Bunu bir an