Dildar

Dildar
en sahici halimizdeyken bile neyi taklit ediyor olduğumuz üzerinde düşünmeye değer
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?

Dildar

, bir kitap okudu
Puan vermedi·320 syf.·
39 günde okudu
·
Okunma: 06 Mart 2026 02:05
·
2026 4. kitabı
Ekrem Demirli
8.7/10 · 42 okunma
Kantçı öncüller bir kez kabul edilince, bir şeyi başka bir şeyden ayırt etmenin, onu başka bir şeyden farklılaştırmanın bir yolu sadece fenomenler dünyası içinde geçerli olabilir. Gerideki temel gerçeklik mekansal, zamansal ve nedensel ilişkilere tabi değilse -söz gelimi, onun orada olmaktan ziyade burada olmasından söz etmek hiçbir anlam ifade etmiyorsa- eğer, buradan yalnızca tek bir temel gerçekliğin olabileceği sonucu çıkar. Hinduizme gelince, sizin de bildiğiniz üzere, Hint felsefesinin, bazıları çoğulcu olan, birçok farklı sistemi vardır. Vedanta geleneği içinde bile, en azından üç ayrı felsefe olmuştur. Bununla birlikte, Schopenhauer'ın düşüncesinin kimi yönleriyle Vedanıa felsefesinin en tanınmış şekli, yani Advayta sistemi arasırda bazı benzerlikler olduğu doğrudur.
Schopenhauer, bir şeyin başka bir şeyden - herhangi bir şeyin başka herhangi bir şeyden- farklı olabilmesinin sadece mekan ya da zamana, veya her ikisine birden referansla mümkün olduğunu, ve farklılık fikrinin ancak böyle anlam kazanabileceğini savunuyordu. Eğer iki şey zaman ve mekan bakımından bir ve aynı ise, bu takdirde onlar özdeştirler.Onlar aynı şeydirler. Bu demektir ki, farklı şeylerin var olabilmesi fikri yalnızca bu deneyim dünyası, bu mekan ve zaman dünyası, bize göründüğü şekliyle dünya için geçerlidir. Bu dünyanın dışında bir şeyin başka bir şeyden farklı olmasından söz etmenin hiçbir anlamı yoktur. Bu nedenle, deneyimimizin dünyası dışında var olabilen her ne ise farklılaşmamış olmak zorundadır. Bu argümanla Schopenhauer, Kant'ın kendinde şeylerden (çoğul olarak) söz etmekle yanlışa düşmüş olduğunu ve bu dünyanın dışında var olanın her ne ise, bir ve farklılaşmamış olduğunu göstermeye çalışmıştır. Bunu iddia ederken de, Schopenhauer, Hinduizm ve Budizmin temel inançlarından birine çok yaklaşıyordu. Söz konusu dinler de bu hayli farklılaşmış, çeşit çeşit fenomenler dünyasının ardında, kendini bu dünya olarak ifade eden, farklılaşmamış bir şey olduğuna inanırlar. Hepsinden çarpıcı olanı, Schopenhauer'in bu inancı Budizmden ya da Hinduizmden almayıp, onu Batı felsefesinin en önemli geleneğinin -Descartes, Spinoza, Leibniz, Locke, Berkeley, Hume ve Kant geleneğinin- içinden süzülüp gelen argüman zincirinden çekip çıkarmış olması ve onu, geleneğin kendisine dayandığı bütünüyle rasyonel argüman türleri yoluyla daha da geliştirmesidir.