Taze sıkılmış portakal suyunun tadı. Bir incir. Gördüğün bir çiçek. Müzik sesi. Yere vuran bir ışık demeti. Krdiler, köpekler, keçiler, kertenkeleler, yunuslar. Harrison fordun yüzü. Bunların hiçbirinin olmadığı bir gezegenden geldiğini düşünsene. Her şey nasıl da mucize gibi gelirdi. Karşınıza çıkan her şey bize nasıl da heyecan verirdi. Bir gün batımı resmine asla klişe gözüyle bakmazdık. Bağda bahçede yapılan sıradan bir yürüyüş ütopyaya dönüşürdü. Sıcak bir günde serin bir rüzgar estiğinde piyangoyu kazanmış gibi olurduk. Kuş şakımalarının her biri bize senfoni gibi gelirdi.
Günümüzün ruh sağlığı felsefesi, insanın mutlu olması gerektiğini ve mutsuzluğun bir uyumsuzluk belirtisi olduğunu vurgular. Bu tür bir değer sistemi, kaçınılmaz mutsuzluğun getirdiği yükün, bu mutsuzluğa dair mutsuzlukla artmasından sorumlu olabilir.
İnsanlığın daha yüksek aşamalara gelebilmesi için büyük sınavlarla karşılaşması gerekir.
Tehlike ve tedirgin güvensizlikten insanlığı daha yeni, daha yüksek zaferler kazanmaya iten bir güç doğar. Bunu anlayabiliyor musun?
Bilmiyorum. Bu konu üzerinde düşünmem lazım. Ya yarın yine bir rüya alemi, bir gölge ya da her ne diyorsanız öyle bir şey olursa?
o zaman, farklı anılara sahip yeni bir sen ve yeni bir gerçeklik olacaktır.
Genç kadinin durumu farklı ve dramatikti, çünkü hem çok gençti hem yaşama dönme istegi uyanmisti içinde hem de yaşamasının olanaksiz oldugu herkesçe biliniyordu. Kimileri, "Ya aynı sey benim de başıma gelseydi?" diye soruyorlardi kendilerine. "Su anda yaşama firsatim var, bunu degerlendirebiliyor muyum?"