Dış dünyada Hıristiyanlığı yönetenlere bakın, İsa’nın simgesi ile tanrısal gerçeği çarpıtmadılar mı? Ellerinde bilim var; ama maddeden başka bir şey tanımayan bilim… İnsan varlığının en soylu yanı maneviyat inkâr ediliyor; zaferle, hatta nefretle reddediliyor. İnsanlar, hele şu son zamanlarda bir özgürlük teranesi tutturdular; neymiş bu peşinde koştukları özgürlük! Yalnızca esirlik ve kendine kıymadan ibaret! Çünkü insanlar, “ihtiyaçlarını tatmin etmeye bak, sen de en yüksek, en zengin kişilerle aynı haklara sahipsin” inancına saplandı. “İhtiyaçların giderilmesi konusunda hiç çekinme, hatta isteklerini alabildiğine artır!” Bugün herkesin dilinde bu var, özgürlük böyle anlaşılıyor. İhtiyaçları alabildiğine genişletmek hakkı ne doğurur? Zenginleri yalnızlığa ve manevi çöküntüye, yoksulları kıskançlığa, suç işlemeye götürür. Çünkü hak bağışlanırken ihtiyaçların giderilme yolları gösterilmiş değildir. Güya mesafeler kısaltılmakla, düşüncelerin havadan iletilmesiyle insanlar birbirine yakınlaşır. Kardeşlik için kendini geliştirmeye çalışan insan, bu çabalamanın sonunda ruhsal bir yalnızlığa düşer. Böylece dolgun, dört başı mamur bir hayat yerine manevi bir intiharla yüz yüze gelir.
Kitabı biraz zor okudum nedense. Kendime sebebini sordum..
bulamadım.. desem yeridir.
Konu ilgi alanım içinde..dili güzel, akıcı.. Üstelik İskender Pala, dipnotlara önem veren bir yazar. Benim için belki konunun bile önündedir bu dipnotlar. Sebep sonuç ilişkisini onlarla kurabiliyorsunuz çünkü.
Bilemedim belki fâil kitap olduğu için.. biraz zorlama gibiydi sanki aşkı..neyse.. ezoterizm polülaritesini koruyor..bunu güzel anlatıyor ve hiç bir şey dün'de kalmıyor..
O günlerde yaşadığım şeyin 'eşyanın ruhu' demek olduğunu ve Doğulu uluslarda bunun için 'eşyaya bakma'nın gerçeği görmekle eşdeğer tutulduğunu sonradan öğrenecektim. Buna göre varlığa bürünmüş her şeyin bir ruhu, bir hayatı vardı. Tıpkı insanlar veya hayvanlar gibi bitkiler de, cansız varlıklar da birer hayat sürüyor, yerküre topyekûn nefes alıyor, yaşıyor ve yaşatıyordu. Toprak'ta hayat vardı, suda hayat vardı, ateşte ve havada hayat vardı. Hatta hayat bunlardan ibaretti. Ben ki, toprağın ve suyun çocuğu, ateşte nefes almış, serin esintilerden gıdalanmıştım. Varlığım bilgiyle yoğurulmuş gibiydi. Biliyordum, bildiğimi bilmenin bilinciyle biliyordum.''