Yaşayamadığımız hayatlarınız yasını tutmak kolay,başka yeteneklerimizi geliştirmiş bazı teklifleri kabul etmiş olmayı dilemek kolay,daha çok çalışmış sevmeyi daha iyi becermiş,paramızı daha iyi idare etmiş,daha popüler biri olmuş,o gruptan ayrılmamış,kahve teklifini reddetmemiş ve daha çok yoga yapmış olmayı dilemek çok kolay.Edinemediğimiz arkadaşlara,yapamadığımız işlere,evlenmediğimiz insanlara,yapmadığımız çocuklara özlem duymak an meselesi.kendimizi başkalarının gözünden görmek ve olmamızı istedikleri binbir kişiye dönüşmüş olmayı dilemek için en ufak bir çaba gerekmiyor.Pişmanlık duymak ve sonsuza zamanımız doluncaya kadar duymaya devam etmek çok kolay ama esas sorun yaşamadığımız için pişmanlık duyduğumuz hayatlar değil.Sorun pişmanlığın kendisi.Büzüşmemize,kuruyup kalmamıza,kendimizin ve bütün insanlığın en büyük düşmanlığı olduğunu hissetmemize neden olan pişmanlığın ta kendisi.Olası hayatlarımızdan herhangi birinin bundan daha mı iyi,yoksa daha mı kötü olacığını bilemeyiz.o hayatlar yaşanıyor evet ama bizde yaşıyoruz ve asıl bu yaşantıya odaklanmalıyız.Heryere gidip herkesle tanışamaz,istediğimiz her mesleği yapamayız tabi ama o hayatta hissedeceklerimizin çoğunu hissedebiliriz yinede.Kazanmanın nasıl bir his olduğunu anlamak için bütün sporları yapmamız gerekmiyor,müziği anlamak için gelmiş geçmiş bütün müzik eserlerini dinlememiz gerekmiyor,şaraptan zevk alabilmek için dünyada bütün bağların üzümleriyle yapılmış bütün şarapları tatmamız gerekmiyor.Sevgi ve gülmek,korku ve acı bu hayattaki en geç akçeler.Gözlerimizi kapayıp önümüzdeki içeceğin tadını çıkarmak ve çalan müziğin tadını çıkarmak yeterli.