Zamanı Bükülen Gezegen, bilimkurgu, fantezi ve metafiziği harmanlayan, hem zamanın doğası hem de sevginin gücü üzerine düşündürücü temalar içeriyor. Aslında yaş grubu olarak gençleri ve çocukları hedef alarak kaleme alınmış olmasına rağmen çok keyifle okuduğumu söyleyebilirim. Kitap Madeleine L’Engle’nin Zaman Dörtlemesinin üçüncü kitabı. İlk iki kitabı da okudum ancak Zamanı Bükülen Gezegen konu ve kurgu itibariyle ilk üç kitap içinde en derli toplu olanıydı.
Kitabın baş kahramanlarından Meg Murry, ailesi ile Şükran Günü yemeğindeyken babasına bir telefon gelir. Telefonun diğer ucunda ABD Başkanı vardır ve bilim danışmanı olan Meg’in babasına dünyanın nükleer bir savaşın eşiğinde olduğu haberini verir. Vespugia isimli Güney Amerika ülkesinin Mad Dog isimli çılgın başkanı dünyayı nükleer savaşla tehdit etmektedir. Ülkeler arası gerilim yükselirken, Meg’in küçük kardeşi Charles Wallace doğaüstü yetenekleri ile zamanın ve kimliğin sınırlarını aşarak geçmişe müdahale eder.
Charles Wallace, zaman içinde farklı bireylerin zihnine girerek onların yaşamlarını deneyimlemeye başlar. Bu kişiler arasında Güney Amerika’da yaşayan yerli halktan bir genç, Kuzey Amerika’da bir çiftlikte yaşayan bir çocuk ve tarihsel süreçte önemli rolleri olan bireyler yer alır. Charles Wallace, bu bedenler aracılığıyla geçmişte yapılan yanlışları düzeltmeye, insanlık tarihini farklı bir yöne çevirmeye çalışır. Meg ise Charles Wallace ile zihinsel bir bağ kurarak ona sürekli destek olur. Olaylar, geçmişte yapılan küçük seçimlerin, gelecekteki büyük yıkımları önleyebileceği fikri etrafında gelişir.
Zamanı Bükülen Gezegen, bireysel eylemlerin kelebek etkisini merkeze alırken, aynı zamanda sevgi, umut ve insanlık onuru gibi kavramları yüceltiyor. Romanın zaman yolculuğu temasına getirdiği yenilik,
Biz, otoritelerce modern distopya edebiyatının ilk örneklerinden biri olarak kabul edilen ve George Orwell’in 1984 romanı ile Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünyasına ilham kaynağı olduğu söylenen bir roman. Kitapta bireyin özgürlüğü ile totaliter düzenin mutlak denetimi arasındaki çatışma anlatılıyor.
Hikaye, Tek Devlet adını taşıyan, tamamen şeffaflık ve denetim üzerine kurulu bir toplumda geçiyor. İnsanların numaralarla adlandırıldığı bu toplumda her şey matematiksel bir düzenle belirlenmiş. Özgürlük yerine güvenlik, bireysellik yerine kollektiflik yüceltilmiş, toplumun her hareketi saat saat planlanmış, özel yaşam neredeyse tamamen ortadan kaldırılmıştır.
Baş karakterimiz D-503, Tek Devlet’in inşa ettiği uzay gemisi Integral’in baş mühendisidir. D-503, devlete ve onun yasalarına derin bir bağlılık duymakta, düzenin güzelliğini övmektedir. Ancak I-330 adlı gizemli bir kadınla tanışmasıyla birlikte düşünce dünyasında çatlaklar oluşur. I-330, D-503’ü yer altındaki özgürlükçü bir direniş hareketiyle tanıştırır ve onu bireysel düşünceye, duyguya ve hayal gücüne açar.
Roman ilerledikçe D-503’ün içsel çatışmaları derinleşir. Devletin mantıklı düzeni ile I-330’un temsil ettiği kaotik özgürlük arasında sıkışır. Nihayetinde, devlet bu tür bireysel sapmaları ortadan kaldırmak üzere bir operasyon başlatır ve insanların hayal kurma yetilerini ortadan kaldırmak amacıyla beyinlerine cerrahi müdahale yapılır. D-503 de bu operasyona maruz kalarak sistemin bir parçası olarak eski hâline geri döner.
Biz, teknik olarak bir bilimkurgu romanı olsa da esasen siyasal ve felsefi bir metin. Zamyatin, Sovyetler Birliği’nde yükselmekte olan totaliter yapıyı görerek, bu yapının birey üzerindeki baskısını ve insan doğasının mekanikleştirilmesini işlemiş. Bu nedenle de kendisi zaten hayatını