Bağırıp çağırarak gırtlağını yırtan şu aynı adam,şarkı da söyleyebilecektir. Çünkü her insanda kendisine kalıtımda geçen bir yığın sarsak,iç içe geçmiş kas vardır;bu karmakarışık yumağı,bu düğümü çözmek gerekir ve bu da kolay bir iş değildir. Öfke ve umutsuzluğun yenmek zorunda bulunduğumuz ilk düşmanlarımız olduğunu bilmeyen var mıdır? İnanmalı,umut etmeli,gülümsemeli ve aynı zamanda çalışmaya koyulmalıyız. İnsan öyle bir yaratıktır ki,karşı konulmaz bir iyimserliği kendisi için temel kural haline getirmedikçe hemen en koyu kötümserlik doğrulanacaktır.
İnsanın kendisinden başka düşmanı yoktur. Yanlış yargılarımız,boş korkularımız,umutsuzluğumuz ve kendi kendimize çektiğimiz karamsar nutuklarla kendimizin en büyük düşmanıyızdır.
Hiçbir yerde trende olduğumuz kadar rahat değilizdir. Hızlı trenlerden söz ediyorum. Herhangi bir koltuktan daha rahat bir yere kurulmuşuzdur. Geniş pencerelerden ırmakların,vadilerin,tepelerin,küçük kasabaların ve şehirlerin birbiri ardınca akıp gittiğini görürüz;gözlerimiz tepelerin eteklerinden dolanan yolları,bu yollardan gelip geçen arabaları,ırmakların üzerinden kayıp giden gemileri izler;ülkenin bütün zenginlikleri bazen buğday ve çavdar tarlaları halinde,bazen pancar tarlaları ve bir rafineri,daha sonra kocaman güzel ağaçlar,çayırlar,öküzler,atlar halinde gözümüzün önüne serilir. Yarıklar,toprağın tabakalarını ortaya koyar. İşte hiçbir zahmet çekmeden sayfalarını çevirdiğimiz,her gün mevsime ve zamana göre değişen harika bir coğrafya albümü. Tepelerin ardında fırtına bulutlarının toplandığını ve kuru ot yüklü arabaların yol boyunca hızlı hızlı gittiğini görürüz;başka bir gün hasatçılar yaldızlı bir toz bulutu içerisinde çalışırlar ve hava gün ışığı altında titreşir durur. Hangi manzara bununla boy ölçüşebilir?