Elif Demir

Elif Demir
@dmr_eliif
Bir insan tarafından sebepsiz, çıkarsız, yürekten hatırlanmış olmak beni çok duygulandırmıştı. Oysa Hasan, belki de şaka olsun diye beni hatırlamıştı. Kendi küçük zaaflarını yendiğini sanan eski bir derviş bile azıcık ilgi gösterilince , böyle satın alınıyormuş işte. Galiba kolay kolay ölmüyor küçük zaafları insanların . Üstelik öyle küçümsenecek şeyler de değil bunlar.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Unuttuğumu sanıyordum ama galiba hiçbir şey unutulmuyor
İnsanın olmak istediği gibi olabileceğini sanıyor musunuz?
Tuhaf bir söz kullandım: isyan. Hemen ardından da, kolaylıkla dile gelen bu olağanüstü sözün sıkışıp kaldığı satırın üstünde kalemimi durdurdum. Acımı, ilk kez bu şekilde adlandırıyordum. Önceleri böyle bir şey aklıma hiç gelmemişti. Bu tehlikeli son da nereden çıktı? Ve yalnız bir söz mü bu? Her şeyin şimdi olduğundan daha kötü bir duruma girmemesi için kendi kendime: Yazmaktan vazgeçse daha iyi olmaz mı diye sordum. Çünkü söylemek istediklerimi, bana ait olmayan ya da bana ait olduğu halde benim bilmediğim, iç dünyamın karanlıklarında gizlenmiş düşüncelerimi açıklayamayacak yollarla bana söylettiğine göre yazmak; insafsız bir izleyiş şeytanca bir iştir.
Adım Ahmet Nureddin, bana verilen bu adı gururla benimsemiştim. Oysa şimdi, sırtımda deri gibi kat kat dizilen bunca uzun yıl geçtikten sonra bu ad hakkında şaşkınlıkla düşünürken, arada bir gülümsediğim bile oluyor. Dini inançlara ışık tutuyorum diye hiçbir vakit kibir duymadım. Şu andaysa, söz konusu bu özelliğimden biraz daha utanıyorum. Bu nasıl ışık böyle? Neyle ışıklandırılmışım ben? Üstün bir bilgiyle mi? Temiz yüreklilikle mi? Doğru yolla mı? Şüpheci olmamakla mı? Bunların hepsi birer soru oldu ve şimdi ben , ne şeyh ne de Nureddin; sadece Ahmet’im. Bir giysi, bir örtüymüş gibi bana yakıştırılan her şeyi üstümden atıyor, bunların hepsinden önce bana ait olan çırılçıplak insan bedenimle kalıyorum Yaşım kırk. İnsan ömrünün en kötü çağı bu. Arzulayabilmek için henüz genç, arzuladıklarımızı gerçekleştirebilmek için ise yaşlanmış sayılırız. Böyle olunca da bizi güçlü kılacak alışkanlık ve güven duygusunu meydana getiren arzularımız sönüyor. Bense daha çok önceleri, bünyemin hızla gelişip serpildiği , bütün yolların güzel, bunalımların gerçek kadar faydalı olduğu çağda yapmam gerekeni henüz yapıyorum. Eğer on yaş daha büyük olsaydım, yaşlılık , isyan etmemi önlerdi; ya da on yaş daha küçük olsaydım, her şeye boş verirdim. Ama nerde! Otuz yaş gençliği - bir daha kavuşmamak üzere bu yaşı gerilerde bıraktıktan sonra düşünüyorum bunu- hiçbir şeyden, hatta kendi kendinden bile korkmayan bir gençliktir.