Elif Demir

Elif Demir
@dmr_eliif
Mümtaz, ömrünü ve hayatını ona hediye ettikçe, o tıpkı eski ve cömert Abbasî halifeleri gibi hepsini birden kabul ediyor, sonra yine ona iade ediyordu. “Benimdir, fakat sende kalsın…”
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İnsanoğlu tam sevinemez, bu onun için imkansızdır. Düşünce vardır, küçük hesaplar vardır ve korku vardır. Bilhassa korku vardır. İnsanoğlu korkan mahluktur. “Hangi büyük mucize bizi bu korkudan kurtarabilir?“ Fakat Mümtaz bu anda yalnız seviniyordu. Bir yığın düşüncenin, kendisinin olmayan tecrübelerin arasından olsa da seviniyordu. Yokuşun ortasında içine bir şüphe geldi. Terazi birden bire aksi istikamete kaydı ;ya gelmezse… Ya bu geliş tam olmazsa…
Yolun büyüğü, küçüğü yoktur. Bizim yürüyüşümüz ve adımlarımız vardır. Fatih, 21 yaşında İstanbul’u fethetmiş . Descartes da 24 yaşında felsefesini yapar. İstanbul bir kere fethedilir. Usul üzerine konuşmada bir kere yazılır. Fakat dünyada milyonlarca 21,24 yaşında insan vardır. Fatih veya Descartes değillerdir diye ölsünler mi? Kesif yaşasınlar yeter. Yani büyük yollar dediğiniz şeyin büyüklüğü bizim içimizdedir
Ben insanı seviyorum. Onun şartlarıyla dövüşmek kudretini seviyorum. Kaderini bile bile hayatı yüklenmesini o cesareti seviyorum. Hangimiz yıldızlı bir gecede kainatın bütün ağırlığıyla sırtımızda taşımayız. Hiçbir şey insanoğlunun cesareti kadar güzel olamaz. Şair olsaydım tek bir Manzume yazardım; büyük bir destan. İki ayağı üstüne kalkan ilk ceddimizden bugüne kadar insanlığın macerasını anlatırdım. İlk düşünceler, ilk korkular, ilk sevgi, kainatı gittikçe ihata eden kendi başlarına mevcut olan her şeyi birleştiren zekanın ilk kımıldanışı, tabiatı izah ettiğimiz bir yığın zenginlikler… Allah’ı etrafımızda ve kendi içimizde yaratmamız. Evet bir tek bir manzume yazardım insanın taganni etmek istiyorum, derdim; maddeyi uykusundan uyandıran ve kainatta kendi ruhunu geçireni taganni edeceğim, ey bütün büyüklüğü ihata eden lisan! Sen bana yardım et!
Mümtaz için kadın güzelliğinin iki büyük şartı vardı: biri İstanbullu olmak, öbürü de Boğaz’da yetişmek. Üçüncü ve belki en büyük şartının tıpkı tıpkısına Nurhan’a benzemek, türkçe’yi onun gibi ta gani dercesine konuşmak, karşısındakine onun gözlerinin ısrarıyla bakmak, kendisine hitap edildiği zaman kumral başını onun gibi sallayarak konuşana dönmek, Elleriyle aynı jestleri yapmak, konuşurken bir müddet sonra kendi cesaretini şaşırarak öyle kızarma, hiçbir özentisiz, telaşsız, büyük ve geniş suları: dibi görünecek kadar berrak, bir nehir gibi hayatın ortasında hep kendi kendisi olarak sakin, besleyici akmak olduğunu o gün değilse bile, bu haftalar içinde öğrendi