Artık etrafına bakmıyordu; zaten ne var, ne yok biliyordu. “İçimdekini görecek olduktan sonra…”
Aylardır her tarafta yalnız içinde bulunanları görüyordu.
“Bazı eski medeniyetler de ölenle eşyasının beraberce yanması veya gömülmesi ne güzel adetmiş “
Fakat insan sadece ölürken bırakmıyordu ki… İki ay evvel mümtaz en beğendiği kol düğmelerini bir arkadaşına hediye etmişti. 15 gün evvel yeni ciltli bir kitabı takside unutmuştu. Sade bunlar mıydı? Birkaç ay evvel sevdiği kadın yaşam iradesini tek başına kullanmak istemiş , ondan ayrılmıştı. İhsan evde hasta yatıyordu. Dokuz gündür zatürre onu yakalamış, yavaş yavaş bugün bulunduğu o dargeçite kadar sürüklemişti. Her an çok fena bir şey olabilirdi. Hayır, insan sade ölürken ayrılmıyor, arkada bırakmıyordu. Belki bütün ömrünce her an bir çok şeyler onu arkada bırakıyordu. Sonra olduğu yerde birden bire kabuklaşıyor, çok ince, görünmez bir şeyle o anda etrafında olanlardan ayrılıyordu. “Biz mi gidiyoruz, onlar mı?… “Sual buydu…
Bununla beraber bu kadar yaşanmış şeyin burada, güneşin bütün boruların üstüne yıkılacakmış gibi ayakta çalan bu sokakta toplanması, asıl hayatı, yaşanan unutulacak kadar kuvvetli bir şeydi.
Mümtaz kendi sıkıntılarının hikayesi ile başkasını teselli etmek isteyen bir adamın sözünün bir türlü bitmeyeceğini birkaç defa tecrübe etmişti. -üzülme hepsi düzelir , hepsi düzelir… diye
ayrıldı.