Ve Tunus'un geneldeki yoksulluğu içinde kendi yoksulluklarının, duşlara, otomobillere, buzlu içkilere alışık uygar birey sıkıntılarının kesinlikle pek büyük bir anlamı yoktu.
Sefakis diye bir yerin olmadığı, buranın soluk almadığı izlenimine kapılyorlardı. Çevrelerinde yaşam belirtileri arıyorlardı. Hiçbir karşılık bulamıyorlardı. Bu acı veren bir tecrit edilme duygusuydu. Bu dünyadan aforoz edilmişlerdi. Bu dünyanın içinde, ona ait değillerdi ve hiçbir zaman ona ait olmayacaklardı.Sanki kurulu çok eski bir düzen varmış, kesinkes bir yasa onları dışlıyormuş gibiydi: Nereye isterlerse gitmelerine izin verilecekti, tedirgin edilmeyeceklerdi, onlara tek bir söz söylenmeyecekti. Tanınmayanlar, yabancılar olarak kalacaklardı.
Ama dostluklar da dağılıyordu... Bazı akşamlar o güzel dostluklarının, gizli bir tarikatınkini andıran sözcük dağarcığı, kendi aralarındaki özel esprileri, bu ortak dünya, bu ortak dil, birlikte biçimlendirdikleri bu ortak hareketler hiçbir yere götürmüyordu.
Yavaş yavaş ama katı bir gerçeklikle, grup parçalandı. Birkaç hafta içinde, aniden bazıları için eskiden sürdürülen yaşamın artık kesinlikle olanaksız olduğu, bazen çarpıcı bir şekilde, ortaya çıktı....
Neredeyse doğal olarak, neredeyse nesnel biçimde istikrarlı bir iş, sağlam bir yer, prim, çift aylık isteği baş gösteriyordu.
Hemen hemen tüm dostlar birbiri ardından yenilgiye uğradılar. İpsiz sapsız yaşam dönemini güvenlik dönemi izliyordu.