"Hapiste insanın zaman kavramını kaybettiğini okumuştum. Ama bunun benim için pek de anlamı yoktu. Günlerin nasıl hem uzun hem bu kadar kısa olabildiğini anlamamıştım. Yaşaması uzundu elbette, fakat o kadar genişlemişlerdi ki sonunda iç içe geçiyorlardı. Adlarını yitiriyorlardı. Benim için içi boşalmadan anlamını koruyan yalnız dün ve yarın sözcükleriydi."
"İşte o anda karşımda bir dizi surat gördüm. Hepsi de bana bakıyordu: Bunların jüri üyeleri olduğunu anladım. Ama onları birbirinden neyin ayırdığını söyleyemem, bana hepsi aynı görünüyordu. Tek bir izlenim edindim: Sanki bir tramvaydaki banketin önündeydim de tüm bu isimsiz yolcular, gülünç yanlarını bulmak için yeni geleni baştan ayağa süzüyorlardı. Bunun budalaca bir düşünce olduğunun farkındayım zira burada peşinde oldukları gülünç bir şey değil, cinayetti. Mamafih ikisi arasındaki fark öyle büyük de değildi, neyse, o an aklımdan bu geçti işte."