-Nitekim hatıranızı hep gönlümde saklayacağım,
-Ama unutursanız beni, bir gölge gibi silinir giderim,
-Hayır, hayır, düşüncenizde, hayatınızda benim de bir yerim olacak, değil mi?
Saadete rast gelinir bir gün, diye tekrarladı; ansızın tam ümitsizliğe düşüldüğü bir günde. O zaman ufuklar aralanır, sanki, "İşte o!" diyen bir sestir bu. O kimseye içinizi dökmek, her şeyinizi vermek, her şeyi feda etmek ihtiyacını duyarsınız! Karşılıklı uzun uzadıya konuşmazsanız, birbirinizin içindekileri sezersiniz, birbirinizi rüyalarda görürsünüz. Nihayet, o kadar aralanmış olan bu hazine, şuracığa, karşınıza gelir, parıldar, kıvılcım saçar. Ama yine de tereddüt edilir, inanmaya cesaret edilmez, sanki karanlıktan birdenbire ışığa çıkmış gibi, insanın gözleri kamaşır.
-Siz mi? dedi. Ben sizi neşeli bir adam sanıyordum.
-Evet, ama görünüşte öyle; çünkü herkesin önünde yüzüme bir alaycı maskesi takmasını bilirim. Ama kaç kere, mehtapta bir mezarlık görünce, gidip orada uyuyanlara katılmanın daha iyi olup olmayacağını kendi kendime sormuşumdur...
Hani bir daha geri gelmeyecek şeylere hülyamızın bir kapılması vardır, hani her olup bitmiş işten sonra bizi saran bir yorgunluk, alıştığımız her hareketin durmasından, devamlı bir titreşimin kesilivermesinden doğan bir ıstırap vardır..