"Çalışmak, çalışmak, çalışmak... başka çare yok, diyor. Ama elde de bir şey yok. Hayat işte" diyor. Sanki gülüyor. Topallayarak Fikret Mualla giriyor. Sırtında eprimiş bir tweed ceket. Ceketin cebinde bir konyak ya da viski şişesi. Dudağında bir cigara.
''...Cümleler bitti, artık sözcüklerle boğuşuyor."
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Korkunç bir ülke burası, diyor. İnsanları öldürüyorlar. Birkaç yazar sesini yükseltiyor. Bunu da demokrasi sanıyorlar. Korkunç bir ülke burası."
"Bu adamın bir derdi var" diyor. "Kimin derdi yok ki!" diyorum.
''...Hadi bir yerlere gidip içelim." "Biraz bekle" diyorum. "Beklemek, diyor. Yaptığımız başka ne ki?...''
Koridorun ucundaki ışığı görüyor musun? Tabii görüyorum. Öyleyse niçin yazmıyorsun?