Her ne kadar yakından tanısam da ve yazmaya çok yatkın olduğunu bilsem de yazarı ve kitabını eleştirmekten kaçınmayacağım. Öncelikle kitabın yapısal özelliklerine kendimce değinmek isterim.
Psikolojik bir romanlarda -özellikle intihar konulu olanlarında- karakter tahlillerinin ne kadar önemli bir yer tuttuğunu hepimiz gayet iyi biliriz. Tek bir ana karakter etrafında şekillenen ve olaydan ziyade durum odaklı olarak ele alınmış bu romanda, her ne kadar tek bir ana karakter olduğunu söylesem de birkaç karakterin daha etkin olmasını doğrusu beklerdim. Gerçekten de büyük yapıtlara baktığımız zaman-özellikle psikolojik türdeki büyük yapıtlara- ana karakter etrafında onu şekillendirebilen ya da ana karakterlerin onları radikal biçimde etkilediği birçok karakterle karşılaşırız. Söz konusu romanımızda bu unsurlar her ne kadar mevcut ise de onların etkinliği okur tarafından pek hissedilememiş hatta bazıları son derece ilgi çekici olmasına rağmen tek bir sekanstan sonra kaybolmuştur. Karakterler çok güçlü olmasına ve gayet iyi aktarılmalarına rağmen uzun soluklu olmamaları bir eksiklik olarak kalmıştır. Gerçi şunu da söylemek gerekir ki böylesi kısa tutulmuş ve aforizma odaklı yapıtlarda bunu başarıyla yapmak oldukça güçtür ve yine ilk romanını yazan bir yazar için birkaç karakterin bize verdiği izlenim ve bilgiler ana karakter olan Tahir'i anlamamıza ve onunla yakınlık kurmamıza asgari düzeyde de olsa yetmiştir.
Yeni başlayan her yazarda olduğu gibi yazardaki üslup kaygısı göze çarpmaktadır. Şahsım adına yabancı(Arapça, Farsça ve Osmanlıca) kelimelerden kaçındığı hatta yerel dilimizi kullandığı kısımlar bana daha akıcı, rahatlatıcı hatta esprili bile gelmiştir. Özellikle Tahir’in bıraktığı notlardaki üslup Peyami Safa’ya oldukça yakındır, her ne kadar bu dil ağır olsa da