Puan vermedi·88 syf.·
2026 64. kitabı
Kitap çok kısa olmasına rağmen bir insan ömrünü anlatıyor. Olay örgüsünden çok atmosfer, yalnızlık ve Amerikan mitolojisi üzerinde durulmalı hatta bence asıl konu yalnızlık ve yası dönüştürme hikayesi.. aslında bir “büyük tarih içinde kaybolmuş küçük insan” hikâyesi. Robert Grainier ne kahraman ne de tarihe yön veren biri. Bir işçi, bir emekçi. Ama onun yaşamı boyunca Amerika inanılmaz bir dönüşüm geçiriyor: Demiryolları yayılıyor, ormanlar yok ediliyor, sanayileşme hızlanıyor, modern dünya doğuyor. İlginç olan şu: Grainier bütün bu değişimlerin ortasında olmasına rağmen onları anlamlandırmaya çalışmıyor. Sadece yaşamaya çalışıyor. Bence Johnson burada şu soruyu soruyor: Tarih kitaplarında yer almayan insanların hayatları daha mı değersizdir? Romanın cevabı açıkça “hayır”. Eşini ve kızını kaybettikten sonra Grainier’in yaşadığı yalnızlık sadece fiziksel değil, varoluşsal. İnsanlarla aynı dünyada yaşamasına rağmen onlardan giderek uzaklaşıyor. Kitapta beni en çok etkileyen şeylerden biri, Johnson’ın bu yalnızlığı dramatize etmemesi. Ağır ağıtlar yok. Büyük duygusal patlamalar yok. Sadece sessizlik var. Bu yüzden etkisi daha güçlü. Kitaptaki kurt-kadın anlatısı özellikle tartışmaya açık. Bunun gerçeküstü bir olay olarak okunacağı gibi Grainier’in yas sürecinin bir yansıması olarak da okunabilir. Bu belirsizlik metni zenginleştiriyor. Roman boyunca insanın doğayı “fethetme” çabasını görüyoruz. Demiryolları, ağaç kesimleri, yerleşimlerin büyümesi… Ama doğa hiçbir zaman tamamen yenilmiyor. Yangın sahneleri bunun en güçlü örneklerinden biri. İnsan ne kadar ilerlerse ilerlesin doğa karşısında kırılgan kalıyor. Ardından hemen filmini izlemiştim. Film ile kıyaslamazsam olmaz. :) Özellikle görüntü dili kitabın sessizliğini iyi yakalamış. Karakter çok az konuşuyor.
1000Kitap
Tren DüşleriDenis Johnson · Holden Kitap · 2025279 okunma
7/10
·78 syf.··
2026 26. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 22:06
Atsız Bey'in çoğunlukla 20'li yaşlarda yazdığı öykülerden oluşan bu küçük derlemenin girişinde Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun'un 20 sayfa kadar tutan bir incelemesi yer alıyor. Bu giriş yazısında Ercilasun, derlemedeki beş öykü üzerine konuşmuş. Kitapta altı öykü bulunuyor aslında ama sonradan bir öykü daha bulunup ekleniyor. Bu öyküyü -yani sonradan eklenen öykü- Atsız Bey 1925 yılında Cumhuriyet gazetesinde yayımlatmış. Öteki öykülerden biri dışında geri kalanlar 1931 yılında ilk kez yayımlanmış. Son öykü Bozdoğan'la Sarı Yılan, yazıldığı yıl olan 1941'de ilk kez yayımlanmış. Ercilasun'un incelemesinde belirttiği birkaç husus öyküler üzerindeki bakış açımı etkiledi. Yani görmediğim ya da söz etmeyeceğim küçük ayrıntılara dikkat etmemi sağladı. Öncelikle Atsız Bey'in romanlarını keyifle okuduğumu söylemeliyim. Ama öykülerde aynı tadı alamadım. Sadece Bozdoğan'la Sarı Yılan öyküsü Atsız'ın romanlarının tadını veriyor. Bu da doğal bir durum çünkü geri kalan öyküleri gençken yazmış. Onlarda bir toyluk var. Ama kötü değiller. Ercilasun Hoca, Atsız'ın şiirlerinin yazıldığı dönemlerle bu öykülerin dilini ve küçük ayrıntılardan yaptığı çıkarımlarla 1931'de yayımlanan öykülerin çok daha erken yazıldığına işaret ediyor. Bir de bu öykülerin dördü Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı'nın etkileriyle yazılmış. O günlerdeki sıkıntıları konu edinmiş Atsız kendine. Öykülerle ilgili tat kaçıran bilgiler vermeyeceğim. Sadece şunu söyleyeceğim: Atsız öykülerinin hepsinde doğa güçlerini ve doğayı kişileştirme yoluna gitmiş. "Ay gözleri yaşlı, yavaş yavaş uzaklaşıyor." gibi betimlemeler var. Bu öykülerin hepsi de sade ve akıcı bir dille yazılmış. Bununla demek istediğim yalın bir Türkçe kullanıldığıdır. Yine Atsız eserlerinde gördüğümüz kahramanlık, fedakarlık, metanet ve aşk konuları da bu
Atsız HikayelerHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 20202,044 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·608 syf.··
2026 27. kitabı
Herkese Merhaba İncelememi yaparken serinin tüm kitaplarına deyineceğim. Karakter en uç noktalarda yazılmış. Elzem aşırı egoist ırmak aşırı sinirli doğa aşırı saf ve Mara aşırı paracı. Karakterlerin bu şekilde yazılmış okurlar tarafından aşırı tepki alsa da bence kitabı sürükleyici kılan şeylerden biri karakterlerin özellikleri. Özellikle Elzem kitapta ki her karakter gibi okuyucularıda sinir ediyor. Bazen Firidevs Yöreoğlu olup Elzemi karşıma alıp Kendine gel Elzem diyesim geliyordu. Ama tabiki bunu yapsam bile boşa olurdu. Elzem gene bildiğini okurdu. Karakterlere deyindikten sonra biraz da kitabın konusuna göz atalım. Kitap Araf denilen bir diyardan kurtulmak isteyen bir kadının dünyada kendine yeni bir hayat kurmak için lanetlenmiş dört kadını Arafa sürüklemesini ve bu dört kadının Arafat'a yaşadığı maceralarını anlatıyor. Kitapta Araf denilen diyarın kurgusu çok güzel oluşturulmuş. Orta çağdan kalma kadınların giyimleri faniler ve ölümsüzler diyarı, gençlerin gitmiş olduğu okulun şatosu okurken sizi orta çağ avrupasına götürüyor. Kitapta sevdiğim bir diğer şey ise erkek karakterlerin sevgilerine sahip çıkmasıydı. Tam 100 yıl sevdikleri kızları ihanet etmeden beklemesi özellikle yıkımın bunu yapması aşırı hoşuma gitti. Ama bu konuda sevgili okurları uyarmam gereken bir konu var. Kitaptaki erkek karakterlerin gerçekle asla alakası yoktur. Hepsi hayal ürünüdür. Bence fantastik tarzda hikaye yazmak hele bizim gibi inanan insanlar için çok zor ama yazar karakterler bazen sinir etse de çok başarılı bir iş çıkarmış. Yazarın eline emeğine sağlık.
Medusa'nın Ölü Kumları 4Maral Atmaca · Ephesus Yayınları · 2025840 okunma
Dilerim linç yemem, öznel görüşüm olduğunda vurgulamak istiyorum
1/10
·544 syf.··
2026 35. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2026 17:33
Aslında tüm seriye dördüncü kitapta inceleme yazmıştım ama ilk kitabada yazma ihtiyacı hissettim. Öncelikle kitabın okunmasını kesinlikle önermiyorum. Güzel veya üstüne çok düşünülerek yazılmış bir fantastik olduğunuda düşünmüyorum -bunu belirtiyorum çünkü her yerde 'en zekice/düşünülerek yazılmış' iki seriden biri olarak söylüyorlar- öncelikle kitap kapağı birebir zaten Zodiac Elite'in kapağı, bunu dördüncü kitap incelememe de eklemiştim. Kitabın her sayfası birbirini tekrar eden cümlelerle ilerliyordu. Yazar karakterleri tanımamıza müsaade etmek yerine karakterin özelliğini her sayfada kendisi direkt vurguluyordu (örn. Zeki, paragöz, güçlü, ağlak kelimelerini kullanarak), kitap mantık hatalarıyla doluydu, özellikle öğretmenlik sadece iki ya da üç sahnede işlenmesine rağmen o kadar mantıksız işlenmişti ki, bende stajda karne dönemini yaşamış biriydim ve hiçte oturup günlük doldurabileceğiniz bir hafta olmuyor arkadaşlar, yani karne günü ve öncesi özellikle daha dolu dolu ve telaşlı geçer. Kitap devamında da mantık hataları dolu bir şekilde ilerliyor. Elzem zamanla İsviçre çakısına dönüşüyor. Bazı sahneler aşırı irite ediciydi, asil ve doğa'nın uyumunu beğensemde ilk karşılaştıkları sahnede aşırı rahatsız ediciydi. Sonra kitap birinci kişi ağzıyla yazılmasına rağmen bazı sahnelerde sanki anlatıcı bakış açısıyla yazılmış gibi bir muamele vardı. Elzem ve ıtır en çok müdahale eden karakterler, doğal olarak ama bazen müdahale gerektiren sahnelerde bile hepsi duruyor ve susuyor ve sanki anlatıcı bakış açısıyla yazılmış gibi bir hâl vardı. Kitabın akıcı ve güzel yazıldığı hakkındaki görüşlere asla katılmıyorum, maalesef. Çünkü çok zeki olarak anlatılan karakterin bir şeyleri kavraması neredeyse altmış sayfa sürüyor ve bu altmış sayfada sürekli ve sürekli tekrarlar
Medusa'nın Ölü Kumları 1Maral Atmaca · Ephesus Yayınları · 02,042 okunma
1/10
·608 syf.··
2026 36. kitabı
Dilerim linç yemem ancak kendimce görüşleri belirtmeden edemeyeceğim bu seri hakkında.. tekrar dile getiriyorum bunlar; BENCE olan görüşler. Seri ilk kitaptan itibaren tamamıyla mantık hatası silsilesi ile başlıyor ve açıkçası buna çok takılan biri olarak beni oldukça zorladı. Maral'ın seneler evvel yaralasar serisini bitirmiştim ve gerçekten yazım dili güzeldi. Daha sonra medusa'nın ölü kumları'nı gördüm ve merak ederek fuardan almıştım geçen sene. Anca okuma fırsatı buldum. Öncelikle bence yazarın yazım dili, geriye gitmiş. Yaralasar'da daha akıcı bir yazım dili vardı ve belirli nüanslarla karakterlerin yapılarını öğrenirdik fakat bu öyle değildi. Mök dört kitap boyunca beni fazlasıyla zorladı. Elzem'in bu kadar abartılan bir karakter olması gerektiğini pek düşünmüyorum. Ve fantastik bir içerikte dahi bu kadar gerici erkek tiplerinin bulunması rahatsız edici. Ve bu kitaptaki erkek karakterler green flag olarak nitelendiriiliyor okurlar tarafından, bence değil. Kendi fikrimce, Tanrı tanımaz asi veya diğer ona verilen unvanların altı pekte dolu değildi. İtır'ın sık sık erkek Fatma diyebileceğimiz tavırlarda olması, mara'nın sürekli o para sevgisini belirtmesi ve doğa'nın hassas kişiliği.. ısrarla yazar bunları bir olayla değil, karakterin gözünden direkt yazmayı tercih etmişti. Her sayfa sürekli aynı niteliklerin belirtilmesi hoş değil ve sanki boşluk kalmışta yazılmış gibi bir hava katıyordu. Karakter ilk iki kitap boyunca neredeyse 'hiç' noktasında bir karakter gelişimi varken, bir anda değişen dinamikler akışı bozuyordu. Ayrıca kitap elzem ağzından yazılıyor fakat başka karakterleri yazarken ve diğer karakterlerde etraftayken,rahatsız edici bir durum dahi varsa herkes seyirci kalıyordu,normalde tepki veren tipler olmalarına rağmen, direkt elzem ağzından
Medusa'nın Ölü Kumları 4Maral Atmaca · Ephesus Yayınları · 2025840 okunma
Herkesin içinde bir "Anguilla" vardır.
7/10
·160 syf.··
2026 8. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 30 Mart 2026 01:04
1) BİRAZ PAVESE HAKKINDA A.Eserlerindeki belirginlikler O'nun eserlerinde genellikle bireyin iç yaşamı, yabancılaşma ve geriye dönük hesaplaşmalar gibi temalar ön plana çıkar ve ortak bir tema olarak; köklerinden kopma, aidiyet arayışı dikkat çeker. Karakterler genel itibariyle doğup büyüdükleri yerlerden ayrılmış, şehir hayatına veya farklı ülkelere gitmiş ve daha sonra geride bıraktığı anlarla yüzleşmek için yeniden memleketlerine dönmüş bireylerdir. Bu dönüş eylemleri yalnızca fiziksel bir hareket değil, aynı zamanda psikolojik bir içsel muhakeme sürecidir. Ayrıca eserlerinde yalnızlık, savaşın birey üzerindeki etkileri ve kimlik arayışı gibi konular da önemli bir yer tutar. Pavese'nin aynı zamanda anlatıcı tutumunun içinde de otobiyografik izler vardır. Bu yönüyle Pavese, bireyin iç dünyasını ön plana çıkaran bir anlatım tarzı benimser. Otobiyografik izlerin belirgin olduğu bu eserlerde, yazar ile anlatıcı arasındaki benzerlikler de dikkat çekici düzeydedir. B.Cesare Pavese ile Constance Dowling’in filizlenmeyen aşkı İtalyan yazarın yolu, bir film galasında Amerikalı aktris ve dansçı Constance Dowling ile kesişti. Bu tanışma, Pavese’nin kırılgan iç dünyasında fırtınalar koparan bir aşkın fitilini ateşledi. Pavese’nin hayranlıkla bağlandığı bu sarışın aktris, kısa süre sonra beklenmedik bir kararla ülkesine dönünce, aralarındaki bağ bir anda koptu. Constance’ın temelli uzaklaşması, zaten melankoliye yatkın olan yazarı derin bir boşluğa ve ağır bir bunalıma sürükledi. .__ “Ölüm gelecek Ve senin gözlerinle bakacak” __ mısraları, hem Constance’a yazılmış bir veda hem de edebiyat tarihinin en dokunaklı mektup notları arasında yerini aldı. C.Pavese,intihar, ölüm! Pavese için hayatına son verme düşüncesi, anlık bir tepki değil;
Edebiyat
Ay ve Şenlik AteşleriCesare Pavese · Sia · 2021837 okunma