Kendi hikâyem onlar kadar ilham verici değildi. Kendi hayat hikâyemi okusaydım metinden çıkarmak isteyeceğim bir sürü sahne olurdu. Ama belki de kendime çok yükleniyordum. Zaman zaman hepimiz repliklerimizi unuturduk ve bazen en iyi
ve tek seçeneğimiz doğaçlama yapmaktı.
(...) yazmak, düşüncenin yıldırdığı yerde ("kırıldığı" demek daha doğru belki) güç veriyor insana; hele doğaçlama yazmak, dökülebilmek, hıçkıra hıçkıra ağlayabilmek kâğıtlara; rastgele, kuruntusuz ve beklentisiz ama en azından satır aralarındaki kokuyu alabilecek, yargılamayan bir dost okurun varlığını duyarak, aslında öyle birinin var olduğuna inanarak yazmak (...)
Sonsuz zamanın sınırlı bir kısmında, başka bir boyutta çoktan yaşanmış şeyleri yaşamak için dünyaya gelmişiz. Bir bedenimiz, bir ismimiz var, bize ‘Bu sensin’ denmiş. Doğar doğmaz sahneye atılmışız, doğaçlama bir şekilde kendimiz olma rolünü oynamamız istenmiş. Kötü olansa şu, kimse elimize bir senaryo vermemiş Osman.
“Kendi hayat hikâyemi okusaydım metinden çıkarmak isteyeceğim bir sürü sahne olurdu. Ama belki de kendime çok yükleniyordum.
Zaman zaman hepimiz repliklerimizi unuturduk ve bazen en iyi ve tek seçeneğimiz doğaçlama yapmaktı.”