"Gerçi Mustafa Kemal bir anı düşkünü değildir. Gerek Çanakkale, gerek doğu cephesinde, gerek Sakarya muharebe meydanlarında bile sonradan ziyaretlerde bulunmamıştır. Bu sebeple 30 ağustos 1924’te Başkumandanlık muharebe meydanını ziyareti ayrı bir önem taşır. Ama bu ziyaret bir muharebenin yıldönümünü hatırlatırken Gazi’nin ayrıca değindiği konular bakımından daha da manalıdır. Gazi, Dumlupınar’daki nutkunda, önce 30 ağustos 1922 muharebesinin safahatını anlatır. Netice kısmı, harp edebiyatının şaheserlerinden biridir:
“Güneş mağribe yaklaştıkça, ateşli, kanlı ve ölümlü bir kaynamayı kopmak üzere olan bütün ruhlarda hissolunuyordu. Bir an sonra çöküntü (inhidam: çöküntü) olacaktı. Ve beklediğimiz kurtuluş güneşinin doğabilmesi için bu inhidam lâzımdı. Karanlıklar içinde bu inhidam vuku bulmalıydı. Hakikaten, semanın karardığı bir dakikada, Türk süngüleri, düşman dolu şu sırtlara hücum ettiler. Karşısında artık bir ordu, bir kuvvet kalmamıştı. Kâmilen mahvolmuş, perişan bir bakıyyeüssüyûf (kılıç artığı) kitlesi bulunuyordu. Kendilerinin dediği gibi, pürhayfı hirâs (korku ve dehşet içinde) şekilsiz bir kitle, acayip bir halita (karışık bir yığın) halinde firar için ferce (çıkış yeri) arıyordu. Artık gecenin koyulaşan karanlığı, neticeyi gözle görmek için, güneşin tekrar şarktan doğmasına intizarı (beklemeyi) zarurî kılıyordu...”
"(...)Yani, İstiklâl Savaşının topyekûn egemenlik mücadelesi, gayret ve heyecanı, bu defa da topyekûn bir düzenleme ve yeniden kuruluş hamlesine çevrilerek milletin ve memleketin içte, içeride millî egemenliğe dayanmalarıydı. Dışarıya doğru da, yüzyılsız şartsız müstakil, fakat çağın teknik seviyesine göre gelişmiş, ileri bir devlet nizamına yöneltilmeliydi. Hulâsa yeni Anayasa, bazı yeni organlar getirmeliydi."
"Halbuki 1924 Anayasasının yapı ve fasılları, klasik Batı demokrasisinin normal teşkilât ve ilkelerini aktaran, liberal bir sistemi getiriyordu. Bu kanun hiçbir inkılâp tedbiri ihtiva etmiyordu. Millî yapıya kalkındırıcı, teşkilâtlandırıcı veya kalkınmayı hızlandırıcı ilkeler ve organlar getirmiyordu. Türkiye’nin yarı sömürgelik devrinin geriliğinden ve haksızlığından kurtulabilmesi için, Anayasa yapısında hiçbir itici güç yoktu. Eğer henüz sözünü söylememiş ve yapabileceklerini bitirmemiş olan bir Gazi Mustafa Kemal de olmasaydı, bu kanunun gölgesinde yeni Türkiye, hiçbir hamle yolu bulamadan ve hatta arayamadan, kısırlaşır, giderdi."