"İnsanlar yalnız olmanın insanı yalnız hissettirdiğini düşünüyor, ama bence bu doğru değil. Yanlış insanlarla çevrili olmak dünyanın en yalnız şeyidir..."
Alıntı
Duygular, bazen tüm gücüyle gelebilir. Gürültüyle, bağıra çağıra... Ne var ki yoğun hissedilmesi onları daha doğru yapmaz.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
günlerden bir gün yine ben vapurdayken kalbimden fokurdayan duygularım gözlerime doğru taşıverdiğinde bir abi arkamdan omzuma dokunup mendil vermişti. bende taşıveren duygularımı ortalıktan toparlamaya çalışırken panik olup teşekkür edememiştim. içimde kaldı. burdan da göremezsin ama hiçbir şey söylemeden sadece mendili uzatman çok inceydi. teşekkürler abiş 🥲
"Doğru zamanı yakalamak pek mümkün olmamakla birlikte, yanlış zamanda karşılaşmak da aslında bir tesadüften ibaret değildi ve her şeyin bir sebebi vardı."
Asaf Hâlet Çelebi 'den Düdüklü Tencere eleştirisi Böyle bir kitaptan bahsetmek benim için zül, muharriri için de bir şereftir. Bunu bilmekle beraber ben her iki şıkkı da göze alarak yazıyorum. Çünkü, bu kitap yalnız firenklerin tabiriyle “ordurier” (süprüntülük) nevinden ibaret olmakla kalsaydı, hakikaten kale almaya değmezdi. Maalesef mesele bu kadar basit değildir. Geçenlerde, bir mecmuada çıkan “Pislik Edebiyatı” adlı bir yazımda da belirttiğim gibi, bu kitabcık âdeta, sistematik olarak cehalet, kabalık, pislik, tenbellik, vurdumduymazlık ve serserilik propagandasını yapan, antisosyal bir meyilden ve komplekslerle dolu, mâlûl bir ruh hâletinden doğmuştur. Âdi, işsiz, inatçı ve kaba görünmeyi bir marifet sanan ve yeni teşekkül etmekte olan bir züppeliğin şimdilik mukaddes kitabı mahiyetindedir. Bunun için de, zararlı kelimesinin ifade edemiyeceği kadar korkunç bir mâhiyet taşımaktadır. Evet, ben bu zümrenin ve bu zihniyetin yeni farkına vardım. Önceleri birkaç dostumdan işittiğim menkıbelerine adeta inanmak istememiştim. Fakat sonra kendilerini ve hattâ mekânlarını gördükten, kendi ağızlarından mahiyetlerini öğrendikten sonra ürperdim. Hele Nurullah Ata beyin her mecliste bu şiirleri bol bol inşat ettiğini de duyduktan sonra şerlerinden Allah’a sığındım. Vaziyet kısaca şundan ibaret: Bu “efendi”lerin çoğu kulaktan dolma bir şeyler işitmişler. Fransa’da daha doğrusu Paris’te hakikîexistencialistedeğil de, bu maske ile geçinen garip kıyafetli, birkaç züppeyi çığırtkan olarak tutan, bazı bodrum kahvelerinde şaşkın birkaç Amerika seyyahını celbetmek için, içeriye oturmuşlar, bunlar her türlü kabalığı ve garabeti mübah olarak görüyorlarmış. Tabiî bu kahve çığırtganlarının asılexistencialismemeslekinden ve felsefesinden haberleri yok. Onlar, süs için yer dolduran sahtekârlardan
Gerçeklik
“Kimseye kendimi ispatlamak, övgü toplamak ya da dikkat çekmek gibi bir derdim yok. İnsanların alkışıyla yükselip eleştirisiyle düşecek biri de değilim. Çünkü biliyorum; ne kadar doğru olursan ol, birileri mutlaka seni yaftalayacak. Bu yüzden kimsenin onayına ihtiyacım yok. Gerçek karakter, kalabalığın alkışında değil; tek başına dimdik durabilmektedir.”
1000Kitap