Bazı kitaplar okunur ve biter, bazıları ise insanın zihninde uzun süre yaşamaya devam eder. Statü Endişesi benim için ikinci gruba giren eserlerden biri oldu.
Alain de Botton, modern insanın en görünmez kaygılarından birini ele alıyor: Başkalarının gözündeki değerimizi kaybetme korkusu. Kitabı okurken, başarıya, saygınlığa ve mutluluğa dair birçok düşüncemi yeniden sorguladım. Çünkü çoğu zaman bizi mutsuz eden şey sahip olmadıklarımızdan çok, kendimizi başkalarıyla kıyaslamamız oluyor.
Statü Endişesi, bana göre yalnızca bir sosyoloji ya da psikoloji kitabı değil; insanın kendi iç dünyasına yaptığı bir yolculuk. Okurken bazen rahatsız ediyor, bazen düşündürüyor, bazen de yıllardır fark etmeden taşıdığımız yükleri gösteriyor. Belki de bu yüzden etkileyici. Çünkü iyi kitaplar her zaman cevap vermez; bazen doğru soruları sormayı öğretir.
Yazar, felsefeyi günlük hayatla ustaca birleştirerek statü arayışının insan ruhundaki etkilerini sade ve etkileyici bir dille anlatıyor. Kitap boyunca şu soruyla sık sık karşılaştım: "Gerçekten kendi hayatımı mı yaşıyorum, yoksa başkalarının beklentilerini mi?"
Statü Endişesi, sadece toplum üzerine değil, insanın kendisi üzerine de düşünmesini sağlayan değerli bir eser. Okuduktan sonra geriye yalnızca bilgiler değil, insanın kendine sorması gereken önemli sorular kalıyor. Benim için altı çizilecek satırlarla dolu, üzerine uzun uzun düşünülmesi gereken bir kitaptı.