"Doğru zamanı yakalamak pek mümkün olmamakla birlikte, yanlış zamanda karşılaşmak da aslında bir tesadüften ibaret değildi ve her şeyin bir sebebi vardı."
Asaf Hâlet Çelebi 'den Düdüklü Tencere eleştirisi Böyle bir kitaptan bahsetmek benim için zül, muharriri için de bir şereftir. Bunu bilmekle beraber ben her iki şıkkı da göze alarak yazıyorum. Çünkü, bu kitap yalnız firenklerin tabiriyle “ordurier” (süprüntülük) nevinden ibaret olmakla kalsaydı, hakikaten kale almaya değmezdi. Maalesef mesele bu kadar basit değildir. Geçenlerde, bir mecmuada çıkan “Pislik Edebiyatı” adlı bir yazımda da belirttiğim gibi, bu kitabcık âdeta, sistematik olarak cehalet, kabalık, pislik, tenbellik, vurdumduymazlık ve serserilik propagandasını yapan, antisosyal bir meyilden ve komplekslerle dolu, mâlûl bir ruh hâletinden doğmuştur. Âdi, işsiz, inatçı ve kaba görünmeyi bir marifet sanan ve yeni teşekkül etmekte olan bir züppeliğin şimdilik mukaddes kitabı mahiyetindedir. Bunun için de, zararlı kelimesinin ifade edemiyeceği kadar korkunç bir mâhiyet taşımaktadır. Evet, ben bu zümrenin ve bu zihniyetin yeni farkına vardım. Önceleri birkaç dostumdan işittiğim menkıbelerine adeta inanmak istememiştim. Fakat sonra kendilerini ve hattâ mekânlarını gördükten, kendi ağızlarından mahiyetlerini öğrendikten sonra ürperdim. Hele Nurullah Ata beyin her mecliste bu şiirleri bol bol inşat ettiğini de duyduktan sonra şerlerinden Allah’a sığındım. Vaziyet kısaca şundan ibaret: Bu “efendi”lerin çoğu kulaktan dolma bir şeyler işitmişler. Fransa’da daha doğrusu Paris’te hakikîexistencialistedeğil de, bu maske ile geçinen garip kıyafetli, birkaç züppeyi çığırtkan olarak tutan, bazı bodrum kahvelerinde şaşkın birkaç Amerika seyyahını celbetmek için, içeriye oturmuşlar, bunlar her türlü kabalığı ve garabeti mübah olarak görüyorlarmış. Tabiî bu kahve çığırtganlarının asılexistencialismemeslekinden ve felsefesinden haberleri yok. Onlar, süs için yer dolduran sahtekârlardan
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Gerçeklik
“Kimseye kendimi ispatlamak, övgü toplamak ya da dikkat çekmek gibi bir derdim yok. İnsanların alkışıyla yükselip eleştirisiyle düşecek biri de değilim. Çünkü biliyorum; ne kadar doğru olursan ol, birileri mutlaka seni yaftalayacak. Bu yüzden kimsenin onayına ihtiyacım yok. Gerçek karakter, kalabalığın alkışında değil; tek başına dimdik durabilmektedir.”
1000Kitap
yangın var ama kurtarılacak bir şey kalmadı
Evin mi yanıyor Nisera? Bir zamanlar misafir ettiği evrende şimdi bir başkasıyla mı izliyorsun onu? Hikâye hep tanıdık değil mi? Bir sonraki hamlesini biliyorsun, çünkü aynı şeyler sana da yapılmıştı. Hatta bu yüzden özel olduğunu düşünüp "Beni kimse öyle güzel sevmedi." demiştin. Güzel sevmek, her güzeli aynı sevmek değildir. Güzel sevmek, o insanı özel sevmektir; onu bütün herkesten ayırmaktır. İnsan bazen kendisini seçilmiş sanıyor. Birinin en güzel yanına denk geldiğini, onun içinde kimsenin görmediği bir odayı açtığını düşünüyor. Sonra bir gün öğreniyor ki bazı insanlar kapılarını herkese aynı anahtarla açıyor. İşte o an kırılan şey aşk olmuyor Nisera, insanın kendine anlattığı hikâye kırılıyor. Çünkü "Beni kimse böyle sevmedi." cümlesi, bazen yalnızca doğru zamanda söylenmiş güzel bir yalandan ibaret oluyor. Güzel sevmek, birine çiçek vermek değildir. Güzel sevmek, o çiçeğin hangi mevsimde açtığını bilmektir. Güzel sevmek, bir insanın en karanlık tarafını görüp yine de orada bir pencere bırakmaktır. Güzel sevmek, birini herkese verdiğin sevginin içine koymak değil; onun için yepyeni bir sevgi icat etmektir. Çünkü her insanın kalbinde yalnızca bir kişiye ayrılan bir oda vardır. Eğer o oda herkese açıksa, orası ev değildir; yalnızca gelip geçenlerin konakladığı bir handır. Şimdi canın yanıyor biliyorum. Çünkü bir zamanlar seni ev zanneden birinin, aynı sıcaklığı başkasına da verdiğini görmek insanın içindeki bütün eşyaları yerlere fırlatıyor. İnsan kendini aldatılmış hissetmiyor yalnızca; yerine konmuş hissediyor. Oysa hiçbir insan bir başkasının yerine konacak kadar sıradan değildir. Herkesin acısı kendine özgüdür ve bazı insanlar bunu çok geç öğrenir. Bir gün dönüp bugüne baktığında, onu değil kendini özleyeceksin Nisera. Onun yanındayken inandığın hâlini…
Kızgın kumların ortasında, kavurucu bir sıcağın altında günlerdir yol alan bir seyyahın zihnini ve kalbini meşgul eden tek bir arzu vardır; o da hararetini dindirecek buz gibi nurlu bir su kaynağına kavuşmaktır. O yolcu önüne çıkan küçük bir su birikintisini gördüğünde büyük bir iştiyakla oraya koşar, fakat o sığ birikintinin saniyeler içinde kuruyup toprağa gömüldüğünü gördüğünde kalbi daha büyük bir hasretle ve hüzünle sarsılır. Yaşadığı bu hayal kırıklığı aslında onun ufkunu o küçük çukurlardan kurtarıp, çölün arkasında saklı duran devasa ve sonsuz bir okyanusa yöneltmesi için sunulan gizli bir rehberdir. İşte insanoğlunun bu dünyaya adım attığı andan itibaren ruhunda taşıdığı o dindirilemez aşk yangını da tıpkı o seyyahın bitmek bilmeyen susuzluğu gibidir. Kalbe yerleştirilen o devasa sevme istidadı, yeryüzünün geçici çehrelerine ve solmaya mahkum fani güzelliklerine sığışamayacak kadar büyük bir vüsate sahiptir. Yeryüzü kumaşı bahar mevsiminde milyarlarca taptaze nebatat ve rengarenk ipeklerle yeniden dokunurken, kâinattaki her bir zerre kendi fıtri lisanıyla o sönmez muhabbetin ismini haykırır. Gökyüzündeki şaşmaz nizamdan holdinglerin sığamayacağı büyüklükteki galaksilerin dönüşüne kadar her şey, o tek bir ebedi merkeze doğru akan nehirler gibi aynı muazzam cazibeye boyun eğmektedir. İnsan nazarı ne zaman fani bir cemalin parıltısına takılıp orada kalmak istese, o parıltının sönmesi ve fani bağların kopması kalbe vurulan şefkatli bir uyanış tokadıdır. Aynaların kırılması, arkalarında saklı duran ve o ışığı oraya gönderen ezeli güneşin, yani baki olan Allah'ın zatına perdesiz bir nazarla bakabilmek içindir. Yolun başında fani bir çehrenin hasretiyle başlayan o deli divane yangın, tefekkür imbiğinden geçip olgunlaştıkça, yerini hiçbir fırtınanın sarsamayacağı
Medrese Günlükleri
Üç ay sürecek yaz tatiline doğru yaklaşırken kalbimizde hem hüzün hem de sevinç var. Birlikte ders gördüğümüz, ibadet ettiğimiz, aynı sofrayı paylaştığımız kardeşlerimizden ayrılacak olmanın hüznünü yaşıyoruz. Özellikle mezun olan kardeşlerimizin gidişi gönlümüzde ayrı bir iz bırakıyor. Ama onların adına da çok mutluyuz. Elhamdülillah, emeklerinin karşılığını alıp bu güzel yoldaki eğitimlerini tamamladılar. Rabbim ilimlerini, amellerini ve hizmetlerini bereketli kılsın. Şu günlerde ibadet kampında geçirdiğimiz vakitlerin kıymetini daha iyi anlıyoruz. Birlikte edilen dualar, kılınan namazlar ve paylaşılan güzel anılar hafızamızda kalacak inşallah. Rabbim bizleri medrese kapılarından, ilim meclislerinden ve salih kardeşlerin sohbetlerinden ayırmasın. Ayrılıklarımızı hayırlı kılsın, yollarımızı yeniden bu güzel mekânlarda buluştursun. Âmin.
Duygu ve Düşünce