Gerçegi saptadığında, -olabildiğince- umutla umutsuzluk, iyilikle kötülük aynı netlik ve kudrette görünüyor insana. Ve insan, olan biteni her yönüyle bildiğini hissettiğinde, aydınlığa doğru meylediyor.
“Bazı anılarımızı da keşke kullanılmayan eşyalar gibi bir köşeye bırakabilsek, çöpe atabilsek, ihtiyaç sahiplerine verebilsek, diye geçirdim içimden. Öyle ya başkalarına vermek ve artık hatırlamak istemediğimiz iyi anılarımız da olabilir.”
“İnsan ne yaşadığını unutuyor da, neyi yaşamadığını hiç unutmuyor. Yaşamadığı şeyi yaşayabilme ihtimalinin peşine düşüyor.
Bir ömür bunu kovalayabilir insan. Kendi umudunun, yarım kalmış heveslerinin bekçisi olabilir. Bir ömür sürebilir bu bekçilik.”
“İnsan böyle bir şey. Nerede, hangi yaşta olursa olsun, kabuğunu kırıp içine baksan içi cılk yara. Yarasız, dertsiz, sırsız insan yok da, işte kimisi üstünü iyi örtüyor.”