9/10
·336 syf.··
2026 19. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 30 Mart 2026 23:18
​"Kader seni bir yerden alır, başka bir yere götürür..." Hikaye, başına buyruk tavırları yüzünden Konya’ya sürgün edildiğini sanan ama aslında kendini devasa bir gizli görevin içinde bulan Komiser Muharrem ile başlıyor.Muharrem öyle bir karakter ki, peşine düştüğü azılı Dolapdere Şişçisi’ni kendi yöntemiyle yakalayacak kadar gözü kara ve kendine has bir tarza sahip. Bir yandan büyük bir silah çetesini çökertirken,diğer yandan emre itaatsizlikleri sonrası gönderildiği bu yeni görev yerinde, sahte hoca "Osman" kimliğiyle uyuşturucu çetelerine sızarken, adaletin bambaşka ve çok daha kanlı bir yüzüyle Hanzade ile tanışıyoruz. ​Hanzade’nin hikayesi ise tam bir yürek sızısı. Genç bir kızken uğradığı saldırı sonrası kimsenin ona inanmaması sonra hapse düşmesi ile orada hayatta kalma mücadelesi veriyor Bir kadının çaresizliğinin nasıl soğukkanlı bir öfkeye dönüştüğünü sayfa sayfa izliyoruz. Hanzade’nin kaybolan oğlu Umut’un peşinde karşılaştığı korkunç manzara bir cinnete dönüşüyor ve halkın dilinde yeni bir efsane doğuyor: Baltalı Hano. Hanzade, polisin kendisini bilmesini isteyerek adeta meydan okuyor Komiser Muharrem isekendine has yöntemleriyle Hanzade'nin peşine düşüyor.Hanzade ondan çok daha zeki ve Muharrem’i hiç tatmadığı bir duyguyla, kendi silahıyla vuruyor. Kitapta o kadar çok yan karakter var ki, sanki dev bir film platosunda dolaşır gibi hissediyorsunuz yer yer gülümseyip ,yer yer üzülüyoruz ama o akış hiç bozulmuyor. Asıl etkikeyici olan ise Mehmet Işık'ın tarihte gerçekten yaşamış bu iki karakterin bir kurgu çatısı altında harmanlaması olmuş. Polisiye tadında başlayan bu hikayeyi derin bir dram ve macera fırtınasına dönüştürüyor. Özellikle o hiç beklemediğiniz sonuyla, adaletin nasıl işlediğini okuyorsunuz. ​Benim için bu kitap, sadece bir polisiye
Komiser Muharrem Baltalı Hano'nun PeşindeMehmet Işık · Yaka Yayınları · 2023337 okunma
Belki bu kitap sayesinde merhametlerimizi yeşertiriz (:
Puan vermedi·79 syf.··
2026 10. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 27 Şubat 2026 01:26
Evett,bilmem kaç zamandır Yaşar Kemal okumadım o kadar pişmanım ki en yakın zamanda başka kitaplarını da okuyacağım. Şimdi gelelim kitaba; Konusu olsun dili olsun kullandığı imge,simge ve metaforlar olsun vermek istediği ve saklı mesaj olsun genel olarak beğendim sayfa sayısının azlığına rağmen hemde... Az şeyle çok şey tasvir eden yazarımm. Konu; 3 kafadar (Salih,uzun Süleyman ve Hayri) kuş satarlar geçimlerini sağlamak için. Ha bide üçünün de farklı ve hüzünlü hayatları vardır okurken üzüldüm( Süleyman'ın annesinin yadigar kilimini satıp kafes alması gibi pişmanlığı) 1. Kuş satma/ kuşların gitmesi metaforu: her ne kadar üçü için geçim sağlamak için olsa da aslında kuşların gitmesi insanların tavırlarının nasıl değiştiğini ve insanların doğayı ve vicdanlarını yavaş yavaş kaybettiklerinin de sembolüdür. Her neyse konuya döneyim: Eskiden insanlar sevap kazanmak için kuş satın alıp özgür bırakırlardı şu söz bunun en güzel örneğidir"Azat buzat, bizi cennet kapısında gözet!" Ve bunu biraz araştırdım acaba ne demek diye şöyle bir şey cuk diye oturur buna “Özgür olsun, uçsun gitsin” anlamını çağrıştıran, halk ağzına ait bir söz gibi düşünülüyormuş. Yazarın İstanbul'u tasviri,benimseyip güzel güzel anlatması ama tabii eski (kuşlu) İstanbul'u özellikle Florya ve Dolapdere (1-2 sayfa tasvir etmiştir baya övdüğü eşi benzeri olmayan olarak görüyor)ha bide meşhur Taksimi betimlemiştir. Ve artık İstanbul modernleşme ve çeşitli sebeplerle değişmiş artık kimse kuşları satın almaz. Ve iki tür insan vardır etrafta: biri kuşları satın alıp göğe uçurtmayı yeğleyen; diğeri ise birçok kuşu kafese sokmanın canilik olduğunu düşünenler ve bununla ilgili en güzel sözlerinden biri : "Çocuklar kuş yakalarlar, yüreklerinde acıma, insanlık olan insanlar da bu kuşları alıp şu göğe
Kuşlar da GittiYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202218bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
10/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
Öyküleri çok severim bende yeri her zaman ayrıdır bu kitapta öyle oldu. Hayatın içinden tanıdık kendi gibi yazarımız da tanıdık en son kral kaybederse de izlediğimiz Kaşif rolü ile gönlümüzde taht kurdu. Çokca hüzünlü,mizahi yanı kuvvetli bir o kadar neşeli çokca serzenişli ve kırgınlıklar la örülü ve tabiki sevgili @duranomer eşsiz kalemi.içtenlikle yazılmış satırlar. Hayatın getirileri götürdükleri "Geçmez"diyor İlyas Üniversite yıllarında,ilk otel,gezi günlükleri,kapanma ve dolapdere günlükleri,Hayatın içinden yaşananlar öyle içten ki. Sakın gelme oteli,film çekimleri için gittiği otellerdeki anılar müthiş bir anlatımları can buluyor. Birde Nasip olmadı beyim vardi offf sormayın çok etkilendim. Babamın kartviziti ve Anneye veda içinize oturacak. Nasıl söylenir nasıl yazılır bilemediğim içinden geldiği gibi yazılara dökmüş gördüğü,gezdiği,yaşadığı herseyi bütün samimiyeti ile. Bu kitap aklımın bir köşesinde hep kalacak.
Hayat Neye Benzeseydi Güzel Olurdu?Ömer Duran · İnkılap Kitabevi · 202612 okunma
Sistem Dışı, Kolera Sokağı..!
7/10
·144 syf.··
2026 10. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 14 Ocak 2026 11:50
Kitapta anlatılan İstanbul gibi koca bir metropolde geçmesine rağmen sanki dışarıya itilmiş, böyle genel geçer kültürle iletişim kurmayan kendi kültür ve idealleri olan bir toplum kesiminin hikayesidir aslında. Kitap hayali olmasına karşın bir o kadarda gerçekçi Kolera Sokağı'nda geçiyor. Bu sokak pezoların, kevaşelerin, hırsızların ve uyuşturucu bağımlılarının bolca olduğu bir sokaktır. Genel olarak olaylar mahallenin delikanlısı Gıli Gıli Salih'in etrafında dönüyor. Bence kitabın en çarpıcı özelliği dili diye düşünüyorum. Kitabın arka kapağında Yıldız Ecevit'in de belirttiği üzere olağandışı özgünlükte bir dil ile yazılmış olan bu kitap okuyacakları önce bir afallatacaktır. Metin Kaçan, Dolapdere'nin o enteresan argosunu biraz masalsı biraz da fantastik ögelerle çok farklı bir dil ortaya çıkartmıştır. Bu sebepten ötürü kitap ilginizi çekmese bile bir çırpıda okuyabilirsiniz diye düşünüyorum. Genel hatları ile baktığımızda Ağır Roman için sadece bir yeraltı dünyası anlatısı değil, aynı zamanda bu koca sistemin dışında kalan insanların yaşam mücadelesini de ele alıyor. Okuyacaklara keyifli okumalar diliyorum :)
Ağır RomanMetin Kaçan · Gendaş Yayınları · 20202,784 okunma
Havada Bulut
7/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 07 Ocak 2026 13:00
Balıkpazarı, Sakız, Yani Efendi, Matmazel Katina, Zeynel Efendi, Yorgiya, Ahmet Bey, Dolapdere, Kömürcü Hristo, İstepan, Beyoğlu, Karidesçinin Evi, Sofiya, Koço, Aleko, Ziba Sokağı, Vangelistra Kilisesi, Film Hayri, Çamlıcalı Ayşe, Laz Hasan, Garson Yani, Beyoğlu, Tepebaşı, Haliç, illaki Yorgiya, Kurabiye, Tepeüstü, Mecidiyeköyü, Boğaziçi, Eleni, Katina, Yenişehir, Matmazel Todori, Mat.Aspasya, Tellak Hüseyin, Kadıköy İskelesi, Kınalı, Beykoz, Üsküdar, Boğaziçi, Evangelistra Kilisesi, Ahmet Bey, Yorgiya... 1946 yılında gazetelerde tefrika edilen, ilk kitap basımı 1951'e tarihlenen "Havada Bulut" birbirinin devamı şeklinde kaleme alınmış 13+2 öyküden oluşuyor. Zaman ve kişi atlamalarını (düşünsel ve ifade ediliş) takipte zorlandım. Ama dönem izahatı için çok keyifli bir yer teşkil etti. Dışarıdaki harp 2.Dünya savaşı, İstanbul'da tifüs salgını tamam ama 1942 yılında (21 Haziran) memlekette zelzeleyi tespit edemedim. Niksar-Erbaa depremi Aralık 1942, Bigadiç depremi Kasım 1942.??? Keyif aldım, iyi okumalar...
Havada BulutSait Faik Abasıyanık · Yapı Kredi Yayınları · 20254,280 okunma
Görünmeyen Hayatlar, Suskun Acılar
8/10
·112 syf.·
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Mine Söğüt’ün" Dolapdere – Kürt Kediler Çingene Kelebekler "adlı eseri, bir semtin hikâyesinden çok, orada sıkışıp kalmış kadınların susturulmuş hayatlarını anlatır. Dolapdere sokaklarında yankılanan sesler çoğu zaman erkektir; fakat bu kitapta asıl ağır yükü taşıyanlar, sessizliği öğrenmiş kadınlardır. Çingene ve Kürt kadınlar, bu metnin görünmeyen ama en derin yarasıdır. Bu kadınların çaresizliği yüksek sesle dile getirilmez. O, daha çok gözlerde birikir; yarım kalmış cümlelerde, suskun bakışlarda, çocukların başını okşarken çıkan iç çekişlerde kendini belli eder. Mine Söğüt’ün başarısı tam da burada yatar: Kadınların sessizliğini duyurur. Çünkü bazen en büyük acılar, anlatılamayanlardır. Kitabın kapağını kapattığımda, en çok da sessizliğe mahkûm edilmiş kadınlar kaldı içimde. Bazı hikâyeler, insanın kalbine usulca dokunur. Kitapla / sevgiyle kalın.
Duygu/Düşünce
Dolapdere - Kürt Kediler Çingene KelebeklerMine Söğüt · Heyamola Yayınları · 2009152 okunma