Paul'ü düşündüğümde ben de tam öyle gülümsüyorum. Oysa tersine, o beni öldürmüştü. Onu uzaklara gönderdiklerinde öleceğimi sandım.
Sayfa 115·Kitabı okuyor
Aşk yalnızca deliliktir, inan bana, tıpkı deliler gibi karanlık bir tımarhaneye, kırbaçlı gardiyanlara gereksinim duyar.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bu adam beni seviyor, o yüzden kalbime bir bıçak saplaması olağan.
Bazı erkekler, tıpkı yumurta keselerine sıkı sıkı sarılan gelişmemiş balıklar gibi, annelerinin gölgesini taşırlar.
Harika
Ülkemizde, yönetici sınıfın, saygınlığın ya da varlıklılığın sırça köşkünde yaşamadığı, gözlerini dışarıda olup bitene yummadığı bir dönem oldu mu hiç? Bu “yönetici sınıf”ın adalet, adil dövüş, eşitlik, düzen, hatta sosyalizm gibi sözcükleri kullanması ne fark eder, hiç etti mi? Onları kullanıyor, bir süreliğine onlara inanıyorlardı da, ama bu arada, yöneticiler hâlâ, her zamanki gibi en kötüsüne karşı zırhlı, kalkanlı bir şekilde yaşayıp giderken, her şey parçalanmakta, lime lime olmaktaydı; en kötüyü var güçleriyle def etmeye, savuşturmaya, afaroz etmeye çalışıyorlardı, çünkü onu kabullenmeleri demek, kendilerinin yararsız olduğunu kabul etmek, onlara sağlanan, doyasıya yararlandıkları ekstra güvenliğin ise verdikleri hizmete karşılık aldıkları maaş değil, resmen hırsızlık olduğunu itiraf etmek demekti...
Edebiyat
Öte yandan, bu geç aşamada bile, toplumumuzda çok da önemli –onarılamaz– bir şey olmuyormuş gibi yaşamayı beceren bir kesim vardı. Yönetici sınıf –gerçi bunun artık ölmüş bir terim olduğu söyleniyordu– pekâlâ, öyleyse bir yerleri yöneten, işleten, konseyler ve komitelerde oturup kararlar alan kişiler, diyelim. Konuşan. Bürokrasi. Uluslararası bir bürokrasi. Peki ama, bu ne zaman böyle olmadı ki? Yani bir toplumun belli bir kesiminin aslan payını kendine ayırması, diğerlerinde bir güvenlik, kalıcılık, düzen yanılsaması yarattığı sürece nimetlerden sonuna kadar yararlanması.
Edebiyat