İslam'da iman asla akıl dışı değildir. Ne iman aklın üstündedir ne de akıl imanın. Akıl ve iman birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. Bu ikisini, Müslümanın aralarında tercihte bulunması gereken zıt şeyler olarak kabul etmek, İslami bir tavır olamaz.
Sahabenin, kendi devirleri için geçerli olabilecek bir siyasi sistemi dahi kuramadıkları gerçeği önümüzde durmaktadır. Bundan daha önemlisi, onların kurdukları siyasi yapının, -kendini kısa sürede yıkmasına rağmen- Müslümanın basireti bağlanmışçasına, sonraki nesillere bir siyasi model olarak telkin edilmiş olmasıdır.
Hz. Peygamber'den sonra, Müslüman siyasi sisteminin kuruluş aşamasında, bu sistemin yanlış temeller üzerine kurulduğunu, kısa bir süre sonra bu nizamın kendi kendini yıktığını, sahabenin Peygambersiz hayata uyum sağlayamadığını, bu uyumsuzluğun günümüze kadar devam ettiğini fakat Müslümanların, bu durumun farkına bile henüz varamadıklarını gözlemlemekteyiz.