Kitabın konusu (bir üniversite öğrencisinin hikayesi olmasından mütevellit) derinliği yokmuş gibi hissetirse de,kitap sizi tam da sıradan gibi görünen konusuyla içine çekiyor. Hepimizin günlük olarak hissettiğimiz şeyleri tekrar bize okutuyor. Cok büyük derinlik aramayın kitapta,kendinizi arayın,şiddetle olmasa da tavsiye edebileceğim bir eser. Kitabın en sevdiğim yanlarından biri ise icinde bolca müzik olması. Kitapta geçen şarkıları okurken açıp dinlediğinizde sizi çok başka yerlere alıp götürüyor. Konu beni sarmadı ama şarkıları dinlemek isterim diyenleriniz varsa birkaç tanesini dinlemek isteyenler için aşağıya bırakıyorum, keyifli bir akşam dilerim herkese...
Birbirine düşman iki kabileden olan Unga ve Naass,birbirlerine aşık olur ve evlenirler. Kasabaya baskın yapan denizcilerden biri Unga yi gözüne kestirir ve kaçırır. Karısını aramak için yollara düşen Naas'ın gezmedigi dağ,bayır,liman kalmaz ve en sonunda Unga ile karşılaşır ama herşey için belki de artik çok geçtir...
London kitaplarındaki kuzeyin zorlu şartları, hayat mücadelesini çok seviyorum. Bu hikayeyi de çok sevdim. Sadece bu hikâyenin roman olmasını çok isterdim.
Baş kahramanımız Akaki Akakiyeviç,ellili yaşlarda, yalnız yaşayan,küçük bir memuriyet hayatında sadece kendine verilen yazıları temize çekme görevi olan ve yaptığı bu işten başka hayatında hiç bir zevki olmayan sıradan bir Petersburg ludur. Etrafindaki insanların devamlı alay konusu olan ve memuriyet hayatında da sürekli horlanıp ezilen Akaki,sükunetle tüm bu yapılanları sineye çekiyor.
Rusya'nin çetin hava koşullarında sahip olmak istediği tek şey ise yeni bir "palto" oluyor. Paltoya sahip olabilmek için geceleri mum yakmaktan ve çay içmekten bile fedakarlık ediyor.Canini dişine takarak elde ettiği Palto'sundan sonra hikâye çok farklı yerlere evriliyor.
Kitabi bitirdikten sonra kendime sordugum soru ise şu oldu;Hayata dair bir amacın olduğunda nasıl sıkı sıkıya bağlanırsın veya o amaç hayatından gittiğinde nasıl paramparça olabilirsin???
Cibran'ın 1918 yılında kaleme aldığı meczup,maskelere bürünmüş insanları ve onların arasından sıyrılıp yalnızlığa, huzura erebilenleri anlatıyor,minimal öyküleri seven herkese tavsiye ederim.
Uzun zamandır Ahmet Ümit okumamistim.
Elimde epeydir okumayı bekleyen "Aşkımız Eski bir roman",kirmizi kapağı ve kitap ismi itibariyle, bilmeyenler için bir aşk romani gibi görünse de bizim çok sevdiğimiz komiser Nevzat ve ekibi üç farkli hikayede yine cinayetleri çözmeye çabalıyor. Patasana,Beyoğlu Rapsodisi,Sis ve gece veya Bab-i esrar kitaplarını daha önce okuduysanız muhtelen bu kitap benim gibi sizi de tatmin etmeyecektir,özlemiştim ama özlemimi gidermeye yetemedi bu kitap malesef,fazla aceleye getirilmiş, karakterlere yeterince girilmemiş ,hikayelerde eksik kalan yönler olmus...oldu bittiye getirilmiş sanki...