İskoçya Kralının askerlerinden Macbeth,ülkesine zaferle döndükten sonra üç tane cadının ve eşinin dolduruşuna geliyor ve kontrolsüz bir güç zehirlenmesi yaşıyor. Politik hırsları uğruna yaşlı ve iyi kalpli Kral Duncan’ı öldürüyor. Macbeth’in tahta geçmesi kimseye uğurlu gelmiyor ve felaket dolu günler baş gösteriyor.
İktidar ve makam mevki hırsının yarattığı çirkinlikleri,tüm bunlar olurken farkında olmadan adım adım insanlığın nasıl yitirilebildiğinin anlatıldığı kısa ama etkileyici bir eser.
Shakespeare’in yarattığı karakterleri,seçtiği olayları anlatım biçimi ve okuyucuya aktarmadaki ustalığı onun 400 yıldır okunmasındaki en büyük etken sanırım. Okuduğum diğer eserlerine göre biraz kanlı bulsam da keyifli bir yolculuktu benim için.
Veronika’yla ilk defa 2011 yılında tanışmıştım. İlk okumamın üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen unutamadığım,hafızamın bir köşesinde duran roman kahramanlarından biridir.
Son günlerde sıkça aklıma gelmeye de başlayınca, Veronika’nın yaşamla ölüm arasında gidip gelen hikayesini belleğimde tazelemek ve bu güzel romanı tekrar okumak istedim.
Birey kendini tanıdıkça,farkındalığı arttıkça ve kendine benzeyen insanlarla birlikte oldukça yaşama tutunma azminin nasıl değiştiğini Veronika’nın hayatından bir kesitle anlatıyor Coelho bize.
Sadece Veronika değil romandaki diğer kahramanların da okuyucuya aktarımı o kadar güzel ki. Her biri gözünüzün önünde adeta capcanlı duruyor.
Akıl hastanesinde geçen bu kurgunun etkileyiciliğini, Coelho’nun hayatının farklı zamanlarında üç sefer akıl hastanesinde yatmasına ve oradaki derin gözlemlerine dayandığını düşünüyorum.
Tüm dünyada en çok okunan yazarlardan biri olan,eserleri 81 dile çevrilmiş Coelho’nun en çok sevilen eseri “Simyacı”olsa da,benim favorim her zaman bu romanıdır.
bittiğinde yüzünüzde tatlı bir gülümseme bırakan bir roman okumak isterseniz, hayatınızda bir kere bu eseri mutlaka okuyun derim.
Beethoven’ın 6. Senfonisinden esinlenerek kaleme alınmış,bir rahibin tesadüf eseri karşılaşıp himayesine aldığı kör bir kızla arasında yaşanan yakınlaşmayı anlatıyor bu uzun hikaye. Çok bilindik,sıradan bir konu gibi görünse de karakterlerin inançlarıyla duyguları arasındaki git gelleri ve içsel hesaplaşmalarını keyifle okudum. Gide’ın gerçek hayatıyla da paralellik gösteren bu akıcı hikayeyi,zorlanmadan birkaç saatinizi ayırarak keyifle okuyabileceğinizi düşünüyorum.
Asıl mesleği polislik olan Lupita,travmalarla dolu geçmişi olan,kendini arama ve bulma yolculuğu henüz bitmemiş oldukça sevimli bir karakter. Günün birinde tanık olduğu bir cinayet,onun hayatını geri dönülmez bir yola sokuyor. Buraya kadar pek çok roman gibi başlıyor kurgu. Ancak hikaye size adım adım Lupita ve onun kendini bulma yolculuğunu anlatıyor gibi görünse de,arka planda,satır aralarında size kocaman bir Meksika gerçeği anlatılıyor. Uyuşturucu tacirleriyle elele vermiş bürokratlar,rüşvet alan yöneticiler,yozlaşmış ve içi boşalmış bir toplum….