Derviş م

Canının yandığını fark edince parmaklarımı gevşettim biraz. İnsan olmaktan söz eden babamı hatırlatmıştım. Dünyaya gelmenin marifet olmadığını, insanlaşmaya doğru adım adım yol almamız gerektiğini söylerdi babam. İnsanlaşmak.
Reklam
1 Film 2 Kitap
Charlie Chaplin'in Modern Zamanlar filminde bir fabrikada seri olarak, tuvalete bile gitmeden civata sıkan adamın rutinden, monotonluktan ne hâle geldiğini izleriz. Elindeki İngiliz anahtarıyla sokaklarda kadın kovalayan adama dönüşmüştür ve makine dişlilerinin bir parçası olarak çalışmayı sürdürür... Rutinin ruhu öldürdüğüne, rutinin ruh kaybına yol açtığına ispat olacak daha iyi bir film bulamazsınız inanın. Patrick Süskind'in Güvercin romanında da tüm gün, bütün işi kapı açıp kapamak olan kahramanın yıllardır kaldığı çatı katında bir güvercinin hayatına girerek onun tüm düzenini nasıl bozup felakete sürüklediğine şahit olurken Kâtip Bartleby romanında da Melville yine tek iş, tek mekân, tek adam üçgeniyle ritüellerin insanlığı ne hâle getireceğini anlatır... Kâtip Bartleby; Wall Street'teki bir noterde yazıları eliyle temize çeken ve büroda yaşadığı sonradan anlaşılan, günlük çok az miktarda bisküvi yiyerek yaşayan, içine kapanık, konuşmayı sevmeyen, bunun dışında rutin olarak mektupları postaya veren bir adamdır. Büronun tek penceresi karşı apartmanın duvarına bakmaktadır. Bir gün her zamanki gibi kendisine temize çeksin diye uzatılan kâğıtları almaz ve "Yapmamayı tercih ederim." diyerek tıpkı soğuk bir ceset gibi ayakta durarak, nefes almadan pencerenin önündeki duvara bakmaya başlar. Masası tam patronun karşısındadır. İki kamera gibi kendisini hep gören patronun gözetiminde insan nasıl kendisi olabilir? Dünya edebiyatının en sıra dışı karakterine dönüşen ve pasif eylemin kurucusu sayılan Kâtip Bartleby, Kafka'yı çok etkilemiş olacak ki o da Dönüşüm romanındaki ilginç kahraman Gregor Samsa'yı bizlere hediye eder. Bartleby artık kendisine verilen hiçbir işi "Yapmamayı tercih ederim." diyerek yapmaz, patron onu işten çıkardığında bile iş yerini
Ulaşmaz semaya atılan taşlar Atanın başına düşmeye başlar!

Derviş م

, bir kitabı okumaya başladı
A. Cüneyd Köksal
9.4/10 · 32 okunma
Bir Ferman Hikayesi
Memuriyete girdiğim sıralarda idi ki, Diyanet İşleri Reisi merhum Rifat Börekçi'nin, Ankara kazalarından birisinde oturan çiftlik sahibi bir arkadaşı yanına gelmiş; ellerinde bulunan, birçok yerleri güve yeniği, dört yüz yıllık bir fermanın -mahkemeye ibraz edilmek üzere- okunamayan yerlerinin yetkili bir makamca okunarak daktilo edilecek örneğinin noterlikçe tasdiki gerekiyormuş. Reis, vaktiyle Meşihat Dairesinde bulunmuş olan Müşâvere Kurulu Azalarından birisine, fermanı okumasını emretmiş, o da okuyamadığını arz ederek fermanı geri çevirmiş. Bunun üzerine Reis Rifat Börekçi, beni yanına çağırdı ve: "Sen bunu oku ve daktilo et!" dedi. Fermanı alıp baktım. "Efendim! Ben, bu fermanın yazısını okumayı bilmiyorum!" dedim. Reis, "Sen okursun! Götür, oku! Ferman sahibi sana ücret de versin!" diye ısrar etti. Huzurlarından ayrıldım. Evde, fermanın hiçbir kelimesini okuyamadım. Bunun üzerine, yazı türlerini gösteren lügat kitaplarına baktım. Fermandaki yazının hangi türden olduğunu tespit ettikten sonra, o yazı harflerinin başta, ortada, sonda nasıl yazıldıklarını gösterir bir levha tertip edip önüme koydum. Sabaha kadar bütün gece fermanı okumaya çalıştım. Güve yiyip başı veya sonu kalmış kelimeleri, cümleleri, lügat kitaplarında verilen örneklere bakarak bulmaya, çözmeye çalıştım. Hatta, bir kelimeyi -üzerinde bir saat uğraştıktan sonra- okuyabildim. Sabahleyin, fermanı daktilo edip sahibine verdim. O da, bana -hatırımda kaldığına göre- ücret olarak 450 kuruş verdi. Fermanın daktilo edilen örneğini tasdik ettirmek üzere götürünce noter; fermanı okuyup daktilo edeni getirip mukabele etmedikçe tasdik edemeyeceğini söylemesi üzerine notere kadar gittim. Kendisi çok yaşlı ve umur görmüş bir kimse idi. Tepeden tırnağa kadar beni süzdükten sonra, "Sen mi bunu okuyup
Hatıra
Reklam