Anıl Piyancı ve Perdenin Ardındakiler- Yağmurlar
Kaç kurtar kendi bur'dan ruhunu al git çok uzaklara Kaç kurtar kendi durma, *aldırma o sahte suratlara* Kaç kurtar kendi bur'dan, yok dostun her biri kurnaz Yavaş yavaş süzüldü kalbine kurmuş bak her biri kumpas
Bil oğlum
Gün gidende ay gelende gel oğlum Cihan yanar sen gülende gül oğlum Bir yol vardır hakk yoludur bul oğlum Yeri bilmek göğü bilmek bil oğlum Çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum Çakal gezen şu dağlarda gez oğlum Çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum Çakal gezen şu dağlarda gez oğlum Gez oğlum Vatanına göz dikeni ez oğlum Dostun kim düşmanın kim sez oğlum Tarihini şerefinle yaz oğlum Yaz oğlum Gez oğlum Vatanına göz dikeni ez oğlum Dostun kim düşmanın kim sez oğlum Tarihini şerefinle yaz oğlum Yaz oğlum
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“Dostun düşmana dönüşür, düşman kalkar dost olur, öyle garip bir dünya.” -Hz Mevlana
bazı hesaplar
Kişi 1 Sen haklıydın, Mavi Çocuk. Ben ne yaptıysam onun beni sevmesi için yaptım. Bir gülüşünü kazanmak için kendimden vazgeçtim, bir bakışını kaybetmemek için bana en çok iyi gelen insanı kaybettim. Seni bile karşıma aldım. Şimdi geriye dönüp baktığımda anlıyorum; bir insanı sevilmeye ikna etmeye çalışırken, beni zaten seven bir dostun elini bırakmışım. Bana neden yalan söylediğimi sorduğunda cevap verememiştim ya… Şimdi biliyorum. Çünkü ben gerçeği biliyordum ama siz bilmiyordunuz. Ben onun beni sevmediğini hissediyordum ama siz onu beni seviyormuş gibi bilin istedim. Belki de bir yalanın içinde biraz daha yaşayabilmek için, kendi kalbimi kandırmaya devam ettim. İnsan bazen gerçeği inkâr etmiyor; sadece gerçekle yalnız kalmaktan korkuyor. Seni kaybettiğim için içimde hâlâ büyük bir sızı var. Çünkü sen bana dostluğun ne olduğunu, bir insanın gerçekten görülmesinin nasıl bir şey olduğunu öğrettin. Bana kattığın her şey için minnettarım. Umarım hayat, senin kırılgan kalbini benim yaptığım gibi incitmez ve gittiğin her yerde güzellikler seni bulur. Ve şimdi seni suçlamayı da, kendimi affetmeyi de zamana bırakıyorum. Çünkü bazı dostluklar biter ama minnet asla bitmez. Kişi 2 Henüz dünyanın nefesini ciğerlerime çekmeden bağ kurdum seninle. İnsan ilk bağını kurduğu kişiyi seçemiyor zaten; gözlerini açtığında kendini onun sevgisinin içinde buluyor. Ama zamanla öğreniyor ki bazı bağlar kök salmıyor, sadece düğüm oluyor insanın içinde. Ben hep şunu düşündüm; eğer gerçek beni bilseydin, içimdeki kırgınlıkları, korkuları, yanlışlarımı, eksiklerimi görseydin bana böyle bakmazdın. Bana duyduğun sevginin, tanıdığın kişiye değil, olmak istediğin kişiye ait olduğunu düşündüm. Bu yüzden sana kendimi hiçbir zaman bütünüyle gösteremedim. Belki de en büyük yalnızlık, birinin seni
Esaretin Bedeli
Sevgili Red, Bu mektubu okuyorsan özgürlüğüne kavuşmuşsun demektir. Buraya kadar geldiysen, belki biraz daha yol almaya da hazırsındır. Sana bahsettiğim kasabanın adını hatırlıyorsun değil mi? Orada kurmak istediğim hayat için yanımda güvenilir bir adama ihtiyacım var. Seni bekliyor olacağım; satranç tahtası da hazır olacak. Unutma Red: umut iyi bir şeydir. Belki de en iyi şeydir. İyi olan bir şey asla ölmez. Bu mektubun sana ulaşmasını umuyorum. Umarım seni bulur. Dostun, Andy.
Film
İnsanın bu dünyadaki temel trajedisi, kendi varlığının ağırlığını taşıyamayıp onu nesnelerin hafifliğiyle takas etme arzusudur. Modern insan, varoluşsal boşluğunu (horror vacui) anlamlandırmak yerine, etrafını biçimlerle, renklerle ve ambalajlarla kuşatarak görünmez bir kalkan inşa ediyor. Bu, felsefi anlamda bir "kendinden kaçış" estetiğidir. Nesnelere yüklediğimiz anlamlar, kendi içsel hiçliğimize karşı ördüğümüz duvarlardan ibarettir. Biz eşyaya sahip olduğumuzu iddia ederken, aslında nesne bizi kendi mekanına hapsediyor ve bizi kendi doğasına uydurarak nesneleştiriyor. Yani bilinç, kendi yarattığı yapay dünyada, ürettiği araçların kölesi haline gelen trajik bir özneye dönüşüyor. Zaman ise bu varoluşsal oyunun en amansız hakimidir. Kronolojik zamanı (kronos) kutsallaştırıp, anın getirdiği niteliksel zamanı (kairos) tamamen gözden kaçırıyoruz. Hız, modern bilincin kendini sorgulamasını engelleyen afyon felsefesidir; çünkü durmak, insanın kendi içindeki o tekinsiz boşlukla, yani kendi varlığıyla baş başa kalması demektir. İnsan durduğunda, zamanın onu eskitmediğini, aksine kendisinin zamanı hoyratça tükettiğini fark eder. Bu farkındalığın yaratacağı ontolojik kaygıdan (anksiyete) kaçmak için, adımlarımızı daha da hızlandırıyor, saniyeleri birer tüketim nesnesi gibi harcıyoruz. Deneyimi değere dönüştüremediğimiz, sadece üzerinden geçip gittiğimiz bir patinaj alanıdır artık hayat. Kusursuzluk algısı da bu illüzyonun estetik ayağını oluşturur. Doğa, doğası gereği asimetrik, kusurlu ve ölümlüdür. Oysa insan, kendi faniliğinden duyduğu korku yüzünden her şeyi pürüzsüzleştirmeye, sterilize etmeye çalışıyor. Kırılan bir nesneyi, incinen bir ruhu ya da