Doğu’nun Limanları
Kitap benim açımdan kafa karıştırıcı başladı diyebilirim. Bu zamana kadar bildiğim hikayeden çok farklı bir hikaye ile başlangıç yaptı.
Sultan kızı İffet’den bahsedince dönemin padişahının Abdülaziz olduğunu anlayabildim. Lakin hikayenin devamında kitap beni biraz soğuttu. Abdülaziz’in ölümünün nasıl olduğunu bilen birisiyim. Odasının içerisinde 7 adam ile güreştiğini ve uzun zaman dayanabildiğini, çok iyi bir güreşçi olduğunu biliyorum. Ama burada intihardan söz ediyor. Bence bu kurgu değil çarpıtma. Amin Maalouf dünyada bilinen bir tarih romancısı ve ülkemizde de okunuyor. Bu kitabı okuyarak pek çok kişi Abdülaziz’in ölümünü hayatı boyunca bu şekilde bileceği aşikâr.
Yazarın kurgusal-tarih romancısı olduğunu biliyorum. Ama bence bir kurgusal-tarih yazarı gerçek olayları değiştirmeden gerçek olaylar çerçevesinde kurgu yapmalıdır. Bir padişahın ölümü hakkında değil.
Açıkçası kitabın devamında, başlangıçta yaşadığım afallamayı geride bırakmaya çalıştım. Yazarın akıcı dili buna yardımcı oldu. Ama yazarın kitaptaki karakterlerin duygularını, psikolojisini başarılı şekilde yansıttığı düşünmüyorum ki bu bazen kitaptan sıkılmama neden oldu. Kitaptaki olaylar hep bir çatışma ve savaş çerçevesinde oluyor. Yazar bunlara pek değinmemiş, derdinin de savaşı anlatmak olduğunu düşünmüyorum. Bence daha çok insanları anlatmak istemiş. Ama ben hiçbir karakterde savaş psikolojisini göremedim, ayrıca karakterler de çok sığ anlatılmış, bu benim gözümde büyük eksiklik. Bizzat savaşı anlatan veya savaştaki insanları anlatan kitaplar genelde çok ağır olurlar. Bunun sebebi kitabın taşıdığı savaş psikolojisidir ki bu kitapta kesinlikle yok.
Kitapta mesaj olarak ise büyük toplum çatışmalarının insan ilişkilerine her zaman ve her bireye yansımak zorunda olmadığını