II. Dünya savaşı temalı çok sayıda film çevrildi, roman yazıldı. “Downfall”, “Stalingrad”, “Im Westen nichts Neues “en beğendiğim filmler arasında ve bu filmler bize daha çok cephedeki savaşı, cepheye giden askerlerin psikolojisini aktarırken, “Kitap Hırsızı”, “Leningrad(2009)” filmleri ise cephenin gerisinde kalanların savaşını, hayatta kalma mücadelesini beyaz perdeye yansıtır. Kitap Hırsızı
romanını okuduktan sonra filmini izlemenizi öneririm.
Leningrad kuşatması, Alman ordusunun 3 yıl süren kuşatmasıdır. Tarihin en uzun süren ve en yıkıcı kent kuşatmalarından biridir. Stalingrad ve Berlin’den sonra en kanlı kuşatmalardan üçüncüsüdür. Bu film de bu kuşatmanın nasıl ağır kayıplara ve yıkıcı sonuçlara yol açtığını çok başarılı bir ekiple gözler önüne seriyor.
Şunu belirteyim; bu film bu romanın filmi değil. Fakat kitabı okurken filmdeki sahneler tekrar gözümün önünde canlandı. Doğal olarak kitap beni daha çok içine çekti.
Tarihin en yıkıcı savaşının cephenin gerisinde kalanlara neler yaptırdığını da belgelemek, tarihe not düşmek gerekiyor. Bülbül romanı , nasıl ki Alman ordusunun Fransa’yı işgalinden sonra yaşanan çaresizliği, açlığı, dramı ve travmaları çok başarılı bir şekilde satırlara aktarmışsa, bu roman da Rusya’nın en sanatla yoğrulmuş bir sanatçı şehri olan Leningrad’da savaşın nelere yol açtığını, insan psikolojisindeki ürkütücü değişimi gayet gerçekçi bir örgü ve üslupla aktarıyor. Öyle ki, yaklaşık 4 milyon nüfuslu Leningrad’da savaştan sonra sadece 700 bin kişi kalır. 1 milyonun üzerinde insan şehirden tahliye edilirken, 1,5 milyon ( tespit edilen ) insan açlık, hastalık ve soğuktan ölür. Şehirdeki insanların günlük istihkakı malzeme ulaştırılamadığı için her geçen gün düşürülmekte, halkın elinde olan karneler bir işe yaramadığı gibi, insanlar her gün
Orkestra ŞefiSarah Quigley · Kırmızı Kedi Yayınları · 201674 okunma