Hüseyin Cahit Bey (Hüseyin Cahit Yalçın) (1874-1957). Mekteb-i Mülkiye mezunu. Eğitim alanında kariyer yaptı ve yazma yeteneğini geliştirdi. II. Meşruıiyet’ten önce yazar ve çevirmen olarak etkindi. Meşrutiyetten sonra hem mebus hem de İttihat ve Terakki’yle sıkı bağlantıları olan günlük Temin gazetesinin başyazarı olarak sivrildi. 1920’de Malta’ya sürüldü. Sürgün dönüşünde 1922’den 1925’e kadar Tanın gazetesini yeniden çıkardı, reformları destekledi ama cumhuriyetin önderlerinin otoriter eğilimlerine muhalefet etli. 1925’ıe tutuklanarak Çorum’a sürüldü. Özgürlüğüne kavuşunca iş hayatına atıldıysa da başarılı olamadı. 1933’ten sonra Türk Dil Kurumu’nun öz Türkçeci politikasına karşı çıktı. Sonuçta kendisini gayya kuyusunda buldu ve 1943’e kadar kalemiyle yaşamını sürdürmek zorunda kaldı. 1943’te milletvekili seçildi ve Tanin’i yeniden yayınlamaya başladı. I948’de CHP’nin yayın organı Ulus’un başyazarlığı görevine getirildi. DP'ye muhalefet etti ve 1954Te 26 ay hapse mahkum oldu.
Cemal Gürsel (1895-1966). 1. Dünya Savaşı’na katıldı. 1918 de Filistin’de İngilizlere esir düştü. Bir yıl sonra özgürlüğüne kavuştu. Önce İstanbul’a döndü, kısa bir süre sonra Anadolu direniş hareketine katıldı. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Harp Akademisi’nde eğitimini tamamladı. 1946’da generalliğe yükseldi. 1958’de Genelkurmay Başkanlığı’na atandı. 3 Mayıs 1960’ta öneri ve uyarılarda bulunan bir mektubu yüzünden DP hükümeti tarafından emekliye sevk edildi. 27 Mayıs 1960 darbesinin başına getirildi ve darbeden sonra Milli Birlik Komitesi başkanlığını üstlendi. 1961 seçiminden sonra tabii senatör oldu. 26 Ekim 1961’de dördüncü cumhurbaşkanı seçildi. 1966’da görevini sürdürürken, yedi ay komada kaldıktan sonra öldü.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Demokrat Partili Vali'nin, İsmet Paşa'yı vur emri!
Günümüzde birçok tarih bilmez ya da açıkça "üstat" dedi­ği Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu dergisinde "Artık günün geldi!" başlıklı bir yazı yazmış; İsmet Paşa'yı açıktan tehdit edi­yor ve ölmesinin yakın olduğu haberini veriyordu. "Haksız bir taşın açtığı bere üstündeki minicik plaster ne demek? Haklı bir güllenin yere sereceği leşi örtecek kocaman kefenden ne haber?" diyerek İsmet Paşa'ya taşla değil gülle ile saldırılması gerektiğini söylüyordu. DP iktidarının körüklediği olaylar artık kontrolden çıkıyor, CHP'nin her gittiği yerde DP'liler tarafından olaylar çı­kartılıyordu. İktidara gelebilmek için önceki yıllarda toprak ağa­larıyla ve karşı devrimcilerle anlaşan Menderes bu sefer dinci yobaz lider, Nur Cemaatinin kurucusu Said Nursi'ye mektuplar göndererek kendisini desteklemesini istemiş ve dini iyice siyase­te alet etmeye başlamıştı. CHP'nin seçim gezileri, devlet eliyle engellenmeye çalışılıyordu. Telgraf çekip Kayseri'ye gelmeme­sini isteyen Kayseri Valisi Ahmet Dallı'ya İsmet Paşa "Maskara! Beni Said-i Kürdi (Nursi) sanıyor!" diyerek sert tepki göstermiş ardından da trenle Kayseri'ye doğru yola çıkmıştır. Tarih 3 Nisan 1960'dır. Devlet gücüyle terör estiren Vali, İsmet Paşa'nın treni­ni Himmetdede istasyonunda durdurmuş ve askerlere, gerekirse silah kullanılması yönünde emir vermiştir. Ancak Valinin görev­lendirdiği Binbaşı Selahattin Çetiner bu emre uymayarak asker­leriyle 3 sıra halinde dizilmiş, İsmet Paşa'yı koruma çemberine alıp şehre girmesini sağlamıştır. (Düşman askerlerinin yapamadığını Kayseri Valisi denemiş fakat Yunan askerleri gibi bozguna uğramıştır.)
Uşak da İsmet Paşa'ya saldıran Demokrat Partililer
İktidarının güç kaybetmesiyle birlikte Adnan Menderes'in İsmet Paşa'ya duyduğu hastalıklı nefret günden güne iyice artı­yordu. İktidarının gücünü artırmak için İsmet İnönü'yü etkisiz­leştirme girişimlerine başlanmıştı. İsmet Paşa'nın TBMM kürsü­sünden yapmış olduğu bir konuşmadan rahatsız olan bazı DP'li milletvekilleri, İsmet Paşa'nın dokunulmazlığının kaldırılmasını öneren bir Başbakanlık tezkeresi sunmuştu. Adnan Menderes ve Demokrat Partililer, CHP'nin güçlenmesini istemiyorlardı. İsmet Paşa'nın çıktığı yurt gezilerinde provokasyonlar düzenlenmeye başlamıştı: Demokrat Parti il başkanının, Uşak tren istasyonun­ da, elindeki çay bardağını CHP heyetine fırlatmasıyla büyük kar­gaşa ve kavgalar yaşanmıştı. Bu kargaşada başına gelen bir taşla İsmet Paşa yere düşüp yaralanmıştı. (Kurtuluş savaşında Yunan­lıların yapamadığını Demokrat Partililer yapıyordu) Saldırıların arkasında iktidarın eli ve yönlendirmesi olduğu­nu iyi bilen İsmet Paşa Manisa'da yaptığı konuşmada şunları dile getirmişti: "Uşak'ta himaye altında istasyonda toplanan mütecavizler, benim hayatıma kastetmek için harekete geçmişlerdir. Muhalefet aleyhine Ehli Salip (haçlılar) isnadı ve muhalefeti karınca gibi ezmek tavsiyesi, gece sabaha kadar Ankara'da tertiplenerek tat­bikata konmuştur. Azınlıkta olan iktidar, nihayet kaba kuvvetle bir dehşet idaresi kurarak vatandaşları insan haklarından mah­rum yaşatmaya karar vermiş görünüyor." Uğradığı, DP'liler tarafından yapılan saldırılara aldırmayan İsmet Paşa yurt gezilerini kararlılıkla devam ettirdi. Ve Gazian­tep gezisi sırasında kararlılığını şu şekilde dile getirdi: **"Kanun yolundan çıkmış olanlar, haklarını korumak kararın­da olan hür vatandaşlar karşısında, mutlaka mağlup olacaklardır. Vatandaşlarımızın hizmeti uğrunda seve seve can vermeyi,
"Köylüyü Topraklandırma Kanu­nu"nun amacı
7 Haziran 1945'te CHP'li Celal Bayar, Refik Koraltan, Adnan Mende­res ve Fuad Köprülü'nün verdiği "Dörtlü Takrir"le Demokrat Parti kuruldu demiştik. İşte bu takriri verenler, sanıldığı gibi ül­keyi tek parti yönetiminden kurtarmak isteğiyle hareket etmemiş­lerdir. DP'nin kuruluşu yerel eşrafla bürokratik elitin giriştikleri güç savaşının bir yansımasıdır. Zira Takririn altında ismi bulunan dört isim de toprak ağasıdır ve bunların asıl derdi ellerindeki zen­ ginliğin kaynağı olan toprağın "Köylüyü Topraklandırma Kanu­nu"yla köylülere dağıtılmasını engellemektir.
Demokrat Parti'nin dış borcu
Borçlanma Demokrat Parti döneminde bir alışkanlık haline gelecek ve devlet sürekli olarak borçlanacaktır. DP iktidarı dö­neminde birçok kez Meclis aşağıda örneği verildiği gibi tasarı hazırlayıp DP iktidarına yetki verecektir. TBMM 9. Dönem 3. Yasama yılı 70. Birleşim tutanakların­dan alınan dış borçlanma tasarısının adı şöyledir: ABD ve Avrupa Ekonomik iş Birliğine dahil, memleketler­le!borçlanma, yardım ve ödeme Anlaşmaları akdi için hükümete yetki verilmesine dair 5436 sayılı kanunun, yürürlük süresinin uzatılması hakkında kanun tasarısı (1/395) (Dışişleri, Ticaret ve Bütçe komisyonlarına) ABD tarafından Türkiye'ye yapılan iktisadi yardım ve hibe + krediler, 1950-1960 yılları arasında toplamda 1.018.200.000 doları bulmuştu. Yani yaklaşık 1 milyar dolar. Bu yardım ve kre­dilere 1950'den sonra, karşılıklı para fonundan yapılan ve top­lamı 2.144.000 lira tutan, bir kısmı askeri amaçlara tahsil edilen rakamı da ilave etmek lazım. İktidara geldiklerinde Meclis kürsüsünden "Devletin kasa­sında 130 ton altın var" diye CHP'yi eleştiren DP'liler, 1960 yı­lında geriye sadece 13 ton altın stoğu bırakacaklardı.