“Geçen hafta grup toplantısı boyunca üç kadın bekârlığın ne kadar güç olduğu, yalnızlık, anne ve babaları için tuttukları yas, karabasanlar gibi konulara ilişkin birçok duygularını paylaşıyorlardı. Neden bilmiyorum, ama birdenbire onları farklı bir biçimde gördüm! Benim gibiydiler! Onlar da yaşarken benimle aynı sorunlarla karşılaşıyorlardı. Eskiden kadınların hep Olimpos Dağı'nın tepesinde önlerinde bir dizi erkekle oturup, bu yatak odama, bu değil, diye erkekleri ayıkladıklarını hayal ederdim!
"Ama o anda," diye sürdürdü Carlos, "çırılçıplak kalplerini görür gibi oldum. Göğüs duvarı yok olmuştu, kaburga kemiklerinden duvarlarıyla, kare şeklinde mavi-kırmızı bir oyuk ve ortada karaciğer renginde, parlayan ve güm güm atan bir kalp bırakarak eriyip gitmişti. Bütün hafta boyunca herkesin çarpan kalbini gördüm ve kendi kendime, 'Herkesin bir kalbi var, herkesin bir kalbi var,' deyip durdum. Herkesin - resepsiyonda çalışan şekilsiz bir kamburun, yerleri temizleyen yaşlı bir kadının, hatta birlikte çalıştığım adamların bile – kalbini görüyorum