Nedim Artık

İnceleme kitabı okumak kadar güzeldi 👌

Mikail Balcı

@Ogretmen_Okur
·
“Şaheser” mi yoksa “şişirme” bir kitap mı?
“Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.” Bitti... İki saatte bitebilecek bir kitaptı ama günlerdir onunla yaşadığımı fark ettim. Bitirdiğimde bir fikir sahibi olurum diyordum, şimdi bir yük kaldı sırtımda. Tamamlanırım dedikçe eksik kaldım. Bitiririm dedikçe yittim. Oysa daha başından belliydi sonunda ne olduğu, “Hemen söyleyeyim, bu kitabın sonunda başkahraman ölüyor. Hatta sonunda bile değil, daha ortasında…” Ve şu gerçek tokat gibi çarptı suratıma: “Bazı hikâyeler doğumla değil ölümle başlar.” Ne zaman ölür insan? Bedenin toprak altına girmesi bir ölüm için yeterli midir? “Babam bir bahçe.” Güçlü bir metafor değil mi? Belleğimiz de bir bahçe aslında. Unutmaya çalıştıkça filizlenen, kurutmaya çalıştıkça yeşeren. Sahi, unutabildik mi yitirdiklerimizi? Hele ki bu yitip giden bir “babaysa”. Hâsılı kelam, baba eşsiz bir gölgedir, der M. Kemal Sayar, hesap sorar Nermin Yıldırım, “Baba, beni neden sevmedin?” Ve hüzün doludur Şükrü Erbaş’ın tanımı, “Anne gam yükü, baba bir boşluk fotoğrafıydı.” Yitip gitmeden anlayamıyoruz kimi zaman sevdiklerimizin değerini, yitip gitseler bile sevdiklerimiz her zaman sevmiyor bizi. Zordu okumak, bir ölümü anlatıyor sanmıştım, ölümle ölünmediğini her sayfada anladım. “Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hâlâ var olduğumuz söylenebilir mi?” “En azından guguk kuşunun ötüşünü duyacak mıyım?” Öleceğinizi öğrenseniz, bu dünyaya dair neyi göremeyecek oluşunuz üzerdi en çok sizi? Dokunmadan kitabında okumuştum, “Ölecektim. Öyle yaşlanıp elden ayaktan kesilince değil üstelik, bugün yarın. Belki yeni bir mevsim göremeden, tek bir yeşil erik daha yiyemeden, kıymetli defterimin sonuna gelemeden...” Ölene mi zor ölüm yoksa arkasında bakakalana mı? Sizin hiç babanız öldü mü diye sorar Cemal Süreya, “Benim bir kere öldü, kör oldum,” diye devam eder.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
“Bir şeyi reddetmek sizde suçluluk duygusu yaratırken, rıza göstermek ardında bir kırgınlık bırakacaksa, suçluluğu tercih edin. Kırgınlık ruhun intiharıdır.”
İnsan duygu ve mantıktan oluşur. Duygularımız mantığımıza göre daha baskın mantığımız ise duygularımıza oranla daha güçlü, sadece mantığın gücünü göstermesi için zamana ihtiyacı vardır. Dikkat ederseniz politikacılar, komutanlar, önderler hep duygusal ses tonuyla konuşup hitap ederler. Söylenen her şey bize doğru gelir ve içimiz kabarır. Ya da bir anlık öfkeyle her şeyi yıkar ve sonuna kadar haklı olduğumuzu düşünürüz. Ama belli bir zaman geçtikten sonra “ben ne yapıyorum veya bu söylenenler çok saçma” diye düşünürüz. O yüzden siz siz olun asla acele karar vermeyin ve mantığınıza da duygularınızla eşit şekilde hareket etmesi için zaman verin.
Cehalet + Fakirlik = Şikayet Cehalet + Zenginlik = İsraf Cehalet + Hürriyet = Anarşi Cehalet + Güç = İstibdad Cehalet + Din = İfrat - Tefrit * İlim + Fakirlik = Kanaat İlim + Zenginlik = İnfak İlim + Hürriyet = Huzur ve Selâmet İlim + Güç = Adalet İlim + Din = İstikamet
Düşünce
Hayatın Anlamı
Hayatı anlamsız buluğunu söyleyen biri özünde "hayatta bana anlamlı gelen bir hedefim yok" demektedir. Değerli bulduğumuz hedeflere sahip olmak ve onlarda ilerleme kaydetmek hayatımıza anlam duygusunu katar ve bir tür antidepresan etkisi görür.