Hayatta olmayı hiçbir zaman sevmedim. Araya biraz mesafe koymadan sevmek o kadar zor ki. Bulutun içindeyseniz bulutun şeklini tarif edemezsiniz. Gençliğimde havada süzülmek konusunda çile çekmiş olsaydım, yerçekimini daha fazla takdir ederdim, öyle bir şey işte.
Belki de sadece hiçbir şeyin ona zarar veremeyeceği hissini almak istiyordum ellerinden. Kimsenin onu incitemeyeceğine inanan bir kız, bu hayatta nasıl tutunabilirdi ki? Böyle bir dünyada? Asla.
En çok sabah namazlarını severdim, çünkü kısa sürerdi, iki rekattı sadece. Tek bir rüya süresine koca bir ibadeti güzelce sığdırırdınız, on beş dakikalık bir uyurgezerlik halinde teslim olurdunuz, boyun eğerdiniz, Allah'a sığınırdınız, vesaire. Allah'ın, kullarından zihinleri hala rüyalarla uyuşmuş haldeyken, bu dünyayla öte dünya arasındaki bağ bu denli zayıfken kendine ibadet etmelerini istemesini çok zekice bulurdum.