Dil denen şey, icat edildi tabii ki. İlk bebek, anasının karnından Farsça, Arapça, İngilizce ya da başka bir dil konuşarak doğmadı. İcat ettik onu, biri kendine Iraklı öteki de İranlı desin de sonra birbirlerini öldürsünler diye icat ettik dili. Bir adam kendine subay desin de kendisiyle aynı kafaya aynı kalbe sahip olan başka adamları, midelerini tel örgülerde yamak üzere göndersin diye icat ettik.
Kimileri hafızayı en çok tetikleyen duyunun koku olduğunu söylüyor ama benim için bu daima dil oldu, tabii eğer dil denen şeyi bir duyu olarak düşünebilirseniz ki ben düşünebiliyorum. En beceriksiz köpekle kıyaslandığında bile insanların koku alma duyusu hiçbir şey ifade etmiyor. Ama bizi... nasıl diyelim... ancak elleriyle "elma" diyebilen bir maymunla kıyasladığınızda, her birimiz birer dil tanrısı haline geliyoruz.
Bu "gözden çıkarılabilir" lafı, hele kendi hayatınızı tanımlamak için kullandığınızda, kulağa kötü geliyor olabilir ama ben son derece özgürleştirici buluyorum. Tüm muhtemel baskıları ortadan kaldırıyor. Olduğun yerde dursan yetiyor.
Beş parasızım ben, bekarım. Liseyi bitirmedim, beş sene kadar taşrada sürtüp önüme gelen işte çalıştım, karı kız peşinde koştum. Bu da demek oluyor ki ben gözden çıkarılabilecek biriyim, bir "sıfır asker". Sıfır eğitim, sıfır yetenek, ülkem dışında sıfır sorumluluk.
Cami duvarı boyunca sıra sıra fotoğraflarımız asılmıştı. Şehit düşenler. Hangi kel şehidin kendiniz olduğunu bile çıkaramıyordunuz. Yanakta bir yara, gözün altında bir ben arıyordunuz.